GÜDÜL YAZITLARI VE MOĞOLİSTAN YAZITI

Güdül Yazıtları

Ankara’nın merkezine yaklaşık 100 km mesafede olan Güdül kasabasında ilginç kaya resimleri ve yazıtları bulunuyor. Bu yazıtlarda kullanılan işaretler hem harf hem de hece olarak okunmakta ve Orhun yazıtlarındaki şekillere yakın benzerlikler içermektedirler. Güdül yazıtlarının resimlerini Sermet Somuncuoğlu (1964 – 2014) Damgaların Göçü adlı kitabında toplamıştır. Yazıtları görenlerin yorumlarını okumanızı öneririm (6).

Yazıtlar hangi tarihte ve kimler tarafından kayalara kazılmıştır? Orhun yazıtları ile yakın ilişkili olduklarına göre bu kaya resimleri ve yazıtlar kesinlikle kadim Türk boyları tarafından yazılmışlardır. Ancak zamanlama konusu tartışmaya açıktır. Kanımca bu yazıtları kayalara kazıyanlar Ön-Türklerdi ve bu bölgelere binlerce yıl önce gelip yerleşmişlerdi. Ön-Türkler Anadolu’ya hem güneydoğudan hem de kuzeydoğudan gelmişlerdir. Bu yayılımı 74 sayılı İran’da Ön-Türkler başlıklı yazımda görebilirsiniz (7).

Ön-Türkler yaban keçisine ayrı bir değer ve önem veriyorlardı. Onların son derece çevik ve hızlı olmalarına hayranlık duyuyorlar ve kendileriyle dağ keçileri arasında ortak yönlerin bulunduğuna inanıyorlardı (8).

Bu bakımdan yabani dağ keçisi avına çıkmadan önce kayalara bir tür “dua” kazıyorlardı. Yazıtlarında istekler vardı ve bu isteklerini kayalara kayıt ederek gerçekleşmesini arzuluyorlardı. Altta solda Güdül yazıtlarından bir örnek yazıt görülüyor. Bu yazıt Bustrofedon tarzında yazılmıştır. Bustrofedon “Öküzün tarlayı sürüşü gibi” demektir. Yazı sağdan sola doğru başlar ve satırın sonuna gelindiğinde soldan sağa doğru devam eder. Bu tür yazı tarzından 23 sayılı Ege Adalarında Türk Dili başlıklı yazımda söz ettim (9).

Altta Güdül yazıtının bir bölümü görülüyor. Resmin solunda görülen yazıtın fotoğrafında belirgin olarak yabani dağ keçisi çizilmiş. Boynuzların uzunluğundan bunun besin için üretilen keçi olmadığı anlaşılıyor. Bu hayvana ÖnTürkler keçi dememişler; koç demişler. Koç ise zamanla, dağ keçileri tükenmeye başlayınca, erkek koyun için kullanılan bir sözcük olmuş. Yazıtı farklı şekilde okumak mümkündür. Ben sadece yeşil çizgiyle belirlediğim bölgeyi okumakla yetindim. Bu bölgenin solunda görülen uzun kalın çizgi sınırlayıcı bir belirteçtir. Yazıtı yazan o uzun çizgiyi çizerek “bu kısım bana aittir ve diğer yazılardan bağımsızdır” demek istemiştir. Yazıt Bustrofedon tarzında ve aşağıdan yukarı doğru yazılmıştır.

  

Resmin sağında kendi yorumumu sunuyorum. Yazıttaki tüm harfler Orhun yazıtlarının harfleri ile bire-bir örtüşüyor. Altta Orhun abecesini görüyoruz.

Yukardaki resmin en sağında 1,2,3 ile belirttiğim üç harf yazıtın en altında bulunuyor ve sağdan sola okunması gerekir. Sağdan sola doğru KH Ç İS harflerini “koçlar” olarak okuyorum. Düz dik çizgi Orhun abecesinde S2 ile belirtilmiş olup ince seslilerle okunan S harfidir. Bu harf hem tekili hem de çoğulu belirtir. Zamanla batı dillerine çoğul ifade eden ek, s harfiyle belirtilmiştir. Bu özellik Ön-Türkçe harflerin kadimliğine bir kanıt olarak görülebilir. Ayrıca is, ist ve est sözleri batı dillerinde tekil olanı belirtir. Şu halde düz çizgiyi tekil belirteç olarak alırsak KOÇ İS = KOÇ VAR olarak da okumak mümkündür. İkinci satır soldan sağa doğru okunduğunda POL OLAG = BOL OLSUN anlamı ortaya çıkıyor. P  B ilişkisi oldukça yaygın bir dönüşümdür. OLAG sözünde “var olsun” gizli anlamı bulunuyor. Bugün bile dilimizde “olagan” veya “olağan” sözünü “var olan, doğal olan” anlamında kullanıyoruz. Bu sözcükleri ay iç säs (söyle gönül sesini (dileği)) Äs An’ıŋ. Aŋçı, Äçü’dä äd. (Av hayvan(lar)ı O’nun(dur)) şeklinde okuyan da olmuştur (5). Benim okuyuşumla bu okunuş arasında önemli farklar bulunuyor. Bu durum, kadim yazıtları okumanın güçlüğünü de gözler önüne sürmekte, aynı yazıtın farklı kişiler tarafından farklı şekilde yorumlanabileceğini göstermektedir.

Moğolistan Yazıtı

Ön-Türklerin anayurdu Orta Asya’nın dağları ve ovalarıdır. İklim şartları değişip Moğolistan bölgesinde çölleşme başlayınca yaşadıkları bölgeleri terk etmek zorunda kalmışlardır. Çölleşmenin esas nedeni kuraklıktır ve yağış azlığıdır. Günümüzde Moğolistan’ın büyük bir bölümü çöllerle kaplıdır. Altta Moğolistan çölünde serbest dolanan develer ve uzakta dağlar görülüyor.

Çölleşme başlayınca, bölgede yaşayan Ön-Türk halkı yaşam şartlarının nispeten daha kolay olduğu yüksek kayalık bölgelere doğru sığındılar. Fakat kayalık ve dağlık bölgede dahi su bulmak kolay değildi. Yaşamın temel kaynağı olan suyun yağmurla gökten yağması için dualar ettiler. 103 sayılı Güdül Yazıtları başlıklı yazımda (1),

Ön-Türklerin Gök Tengri’ye seslendiklerinden ve isteklerini bir tür “dua” şeklinde kayalara kazıdıklarından söz ettim. Üstte görülen kaya yazıtının fotoğrafı Moğolistan’ın Gobi çölü yakınında Servet Somuncuoğlu tarafından çekilmiştir (2).

Bu yazıtı Cengiz Saltaoğlu “Ötük: Ko älik, yep aş” olarak okumuştur (3).

Anlamı da: Dilek: “(Tanrım,) salıver dağkeçilerini, yeyip (bu) kurban yemeğini” olmaktadır. Aynı yazıtın yorumunu oldukça farklı yapmaktayım. Yazıt, bölgedeki Ön-Türkler tarafından Orhun harflerini kullanarak Gök Tengri’ye yollanmış bir istek olsa da, anlamı oldukça farklıdır. Altta ayrıntılı yorumumu sunuyorum.

  

 

Orhun harfleri kullanılmış olsa da, bu yazıdaki birçok harfin ters olarak kazılmış olduklarını görüyoruz. Sağdan sola okunması gereken bu yazıt üç adet sözcükten oluşuyor. Yazıt bir tür istek ve yakarış içeriyor. Birinci sözcük olan ÖTE, ötede yani uzakta duran Gök Tengri’ye bir sesleniş olup, diğer sözcüklerden iki nokta üst üste ile ayrılmıştır. Bu ayırım “Sana sesleniyorum Tanrım” anlamını içeriyor. Orhun yazıtlarındaki sözcükler de iki nokta üst üste ile ayrılmışlardır. İkinci sözcük QOGI = KHOĞI = GÖĞÜ oluyor. Üçüncü sözcük olan SUBLAÇ hem “SUBLA = SULA” hem de “GÖĞÜN ALTINI AÇ” anlamları bulunuyor. Zira “sub” sözcüğü hem su hem de alttaki anlamlarında kullanılmıştır. SUB sözünü “yer altı mezarı veya sığınağı” demek olan SUBURGAN sözünde buluyoruz (4).

Şu halde, bu yazıt bir tür yağmur duasıdır. Yazıtta kullanılan harflerin açıkça karşılaştırılabilmesi için sağ taraftaki Orhun abecesinde, kullanılmış olan her harfin sayısını belirttim. Demek ki yazıtın anlamı: “Tanrım: göğün altını aç ve (yeri) sula” olmaktadır.

Doç Dr. Haluk BERKMEN

29.04.2021

 

Kaynaklar

(1) http://www.orhunyazitlari.com/damgalarin-gocu.html

(2) http://www.halukberkmen.net/pdf/314.pdf

(3) http://www.halukberkmen.net/pdf/237.pdf

(4) http://www.halukberkmen.net/pdf/65.pdf (

5) https://onturk.org/2011/04/14/ankara-gudul-yazitlari

(6) http://www.halukberkmen.net/pdf/401.pdf

(7) Taştaki Türkler, Servet Somuncuoğlu, sayfa 99, Ege Basım Ltd. Şti. 2010, İstanbul.

(8) Anadolu Türk Oyma (Runik) Yazıtları XI, Cengiz Saltaoğlu, Türk Dünyası Tarih Dergisi, Sayı 305, Mayıs 2012, sayfa 42.

(9) Divan-i Lugat-it Türk, Kaşgarlı Mahmut, Besim Atalay çevirisi, Cilt 1, sayfa 516, Türk Dil Kurumu yayını, 1986, Ankara

4 Yorum

Suna Gülgüden

Suna Gülgüden

30 Nisan 2021
Bütün dillerin kendine göre bir matematiği var! Öyle görünüyor ki Orhun abecesinin de!! Bu harflerden oluşan kelimeleri çözmek siz tarih bilimciler için çok enteresan olmalı! Bizleri aydınlatan değerli bilgileriniz için çok teşekkür ediyoruz, kaleminize sağlık!
Halit Çalışkan

Halit Çalışkan

01 Mayis 2021
teşekkürler sayenizde çok kıymetli bilgiler ediniyoruz ve merakla takip ediyoruz
Nurdan Erakıncı

Nurdan Erakıncı

02 Mayis 2021
Değerli bilgileriniz için çok teşekkür ederiz. Kaleminize sağlık.
Ümran özbey

Ümran özbey

12 Mayis 2021
Tarihcileri, Arkeologları geçmiş tarihimizi okumalarını, keşiflerini bizleri tarhimiz ile bilgilendirmelerini hep takdir ederim.

Yorum Bırakın

E-Mail adresiniz yayınlanmaz.