Aslan Mustafazade bir görüşmemizde bana “ Serdar Efendi buraya ne zaman gelmeyi düşünürsünüz. Hiç oraya gelebilirem demez misinez. “ şeklindeki sorusuna “Neden olmasın Aslan kardeşim “ dedim. " O zeman sizden haber beklirem” dedi. O an itibariyle seyahat planıma başladım. Sevgili eşim, seyahatlerimin değişmez partneri Aysel hanım hem oradaki yüksek hava sıcaklığının bu seyahate katılmasına uygun olmadığını hem de önceden planladığı anne baba ziyaretini büyüklerine de bildirdiği gibi mazeretler sıralayınca bu seyahate tek başına katılacağım netleşmişti. Azerbaycan’a ülkemizden sadece milli ve yerli havayolu şirketimizin uçuşu olduğunu sandığımdan ilk önce onun sitesini inceledim. Ne yazıkki herzaman heryere olduğu gibi oraya da olan uçak bilet fiyatları oldukça yüksek rakamla ifade ediliyordu.
Bunu da Aslan ile paylaşınca " Birde bizim havayollarına bakın. Sanırım daha uygun fiyatlı bulacaksınız" demesi üzerine gerçekten neredeyse bizimkinin yarı fiyatına olan biletlerimi hemen aldıktan sonra Aslan’a müjdemi verdim “ İki ay sonra Bakü’deyim”
İki aylık zaman nedir ki, akıp gitti ve Bakü’ye uçuş günüm geldi çattı. Benim için her yolculuk gizemli bir sandığın açılışı gibi heyecan verdiğinden tatlı heyecanım başlamıştı. Uçakta yanıma genç bir bayan ile kucağında minik kızı oturdular. Çocukları acaip sevmeme rağmen ne yalan söyleyeyim uçak yolculuklarında yanımda, yakınımda çocuk yolcu var ise hava basıncının onlarda yarattığı kulak ağrılarına tepki olan istemsiz şekildeki huzursuz davranışları, yüksek perdeden ağlamaları, durmak bilmeyen hırçınlıkları moralimi bozmakla kalmaz beni çok üzer, gerer hatta çocuklarının bu huzursuzluklarının nedenini bilmeyen, öğrenmeyen anlamaya çalışmayan yakınlarının soruna çözüm bulma yerine onları şiddetle azarlanmaları sinirimi bozup, seyahat heyecanımı kaçırdığından yanıma oturan ana kızı görünce içimden “Eyvah ki eyvah” dedim.
Adının Hira olduğunu öğrendiğim o tatlı güzel kız çocuğu ve annesinin yanında istim üstünde oturup, ağlama seremonisinin başlamasını bekleme sürecine girdim. Ancak Hira’cık hemen uyudu. Uyandığında benimle sohbet etti ve yolculuğun mutluluğunu bozacak hiçbir şey yapmadığı gibi sıcak kanlılığı ile beni kendine bağladı.
Annesi Bakü’ye aile ziyaretine gittiklerini eşi olan Hira’nın babasının ise bir Anadolu Türk ‘ü genç olduğunu anlattı. Ayrıca ondan Azerbaycan uygun ve ilginç alışveriş ve görülmesi gereken yerler gibi temel konularda önerilerini almam benim ikinci bir şansım oldu. Daha sonraki aylar içinde İstanbul’a döndükten sonra bu güzel kızın İstanbul’daki babası ile de tanışma şansı yakalayarak bu güzel aileyi de dostlar haneme kaydetmiş oldum.
Bakü havaalanına indiğimiz anonsu akabinde tatlı telaşlı çıkış süreci başladı. Ancak uçağın kapısı açıldığında ilk reaksiyonum “ Uçağın çıkış kapısından biz dışarıya mı çıkıyoruz yoksa açılan bir fırının kapağından içeri mi giriyoruz” duygusunu yaşamam şeklinde oldu.
Pasaport kontrolu sonrası çıkış kapısında Aslan ve babası beni bekliyorlardı.Sanırım yaşıtım olan babası Rafik bey, Aslan gibi son derece sıcak samimi biriydi. Hani sanki ilk kez değil de daha önce tanıyormuş gibi his oluşturan insanlar vardır ya işte öylesi bir duygu oluşturdu. Bana evlerine gideceğimizi ailenin tüm fertlerinin beni evde beklediğini ifade ettiler. Yeri gelmişken Aslanın annesi Ruhangiz hanım ve babası Bakü'nün bir semtinde, kız kardeşi Günel ve eşi Hikmet ise bir başka semtinde yaşıyorken Aslan eşi Aysel hanım ve oğlu Polat Azerbaycan’ın üçüncü büyük şehri Şeki de yaşamaktaydılar ve Aslan ailesi ile Baküye beni alıp Şekiye götürmek üzere gelmişlerdi.
Aslanın eşi Aysel hanımla oğlu Polat ile annesi , babası. teyzesi, teyzeoğlu, kız kardeşi Günel hanım ve onun eşi Hikmet kardeşimle tanışmak, onların sıcak karşılamaları ve pozitif enerjilerini hissetmek beni oldukça mutlu etti.
Benim için yapılan birbirinden nefis yemeklerin ikram edildiği güzel bir akşam yemeği ve aile fotoğrafların çekimi sonrası kalmam için yapılan bütün ısrara rağmen geceyi geçirmek üzere önceden rezervasyon yaptırdığım otelime geçtim. Ertesi gün Aslan ve eniştesi Hikmet otele gelip beni aldılar. Böylece Bakü’yle tanışma seremonim başlamış oldu. Genelde okurlarım bilir bir şehri tanıma stratejimi tamamen kendime özgü algılarla ve çoğu kez turizmcilerin empozesi dışındaki keşif ve tespitlerim ile oluştururum. Örneğin Bu bazen şehrin ana veya popüler merkezlerinden değil de varoşlarından veya hiç adı geçmeyen semtlerinden başlamadığımı tekraren ifade edebilirim. Ancak bu kez plan yapmam kişisel çabam dışında kaldığı gibi yanımda bu şehrin birden fazla yerlisi olan rehberlerim eşliğinde tanıyacaktım.
Bununda keyfi ve rahatlığı yüksek bir tanışma şekliydi. Öncelikle beni genelde kartpostallarda veya tanıtım görsellerinde “Bakü “ karşılığı olarak karşımıza çıkan Bakü panoramasının yer aldığı Bakü liman bölgesinden başladık.
Bakü’nün Hazar Sahili şeridine paralel uzanan Bakü Bulvarı, Deniz Kenarındaki Milli Parkı koruma altına alınan bu bölgede 2012 yılındaki Eurovision Şarkı Yarışması’nın ev sahibini yapan Bakü Kristal Salon, Bakü Dönme Dolap, Azerbaycan Halı Müzesi , Park Bulvar Alışveriş Merkezi, Bakü İş Merkezi ve 5 D Sinema dışında yat kulübü, müzikal çeşme ve çeşitli anıtlar ile heykeller bulunuyordu.
Denize aşık biri olarak deniz kenarına gelmek mutlu etti. Ancak şunu itiraf etmeliyim ki Kıbrısta yaşamış Antalya, Mersin de tatil yapmış Güneydoğu Anadolu’da bulunmuş Suriye, Lübnan ve Ürdün gibi Ortadoğu’nun güneyindeki sıcak ülkelerde bulunmuş biri olarak Bakü’nün sıcaklığının onlardan daha yüksek ve beni olumsuz etkileyecek çapta olduğunu asla düşünemezdim. Abartmayayım tam anlamıyla bir çöl sıcağında dolaşılıyor hissindeydim. Sanırım Bakü’ye seyahat dönemi olarak yaz ayını seçmek yanlış bir seçim olmuştu. " Ah Aysel hanım haklıymışsın" diyerek onun kulaklarını sürekli çınlattım. Buraları ilkbahar veya sonbaharda gezmenin çok daha ideal olacağına kanaat getirdim.
Peki bu yeşillik bitkiler doğal ortamın göz alıcı hali nasıl oldu? şeklindeki soruma aldığım yanıtlardan " kordon boyu çevresinin ve milli parkın insan eliyle yani sonradan aynen çölde yeşil vaha yaratan sıcak ortadoğu ülkelerinin çabası gibi bir çaba ile oluşturulduğunu öğrendim. Zaten bu yeşil görsel popüler merkezden uzaklaşınca yerini yeşilsizliğe bıraktığını görmek zor olmadı.
Bakü Limanını ve milli parkı ve içindekileri gördükten sonra buradan şehir merkezindeki çok eski kuleye geldik.
Kız Kalesi, adlı bu kale "İçeri Şehir" bölümünde yer alan ve Şirvanşahlar Sarayı ile birlikte Unesco Dünya Miras Listesine girdiğini söylediler. Kız Kalesinin Azerbaycan’ın simgelerinden en çok bilinenlerinden biriymiş. Şehrin en gizemli ve en muhteşem mimarlık abidesi sayılan kalenin iç kısmı sekiz kata ayrılmış durumda. Her bir kat yontma taşlarla inşa edilip kubbe formalı tavanla örtülmüş. Taşla örülü tavanın ortasında daire şeklinde delikler bulunuyor. 8. katın tavanının ortasındaki delikten bakınca 1. katın tabanını görebiliyorsunuz. Nevruz Bayramı şenlikleri her yıl düzenli olarak kale ve çevresindeki meydanda yapıldığını da öğrenmiş oldum.
Oradan yakındaki Şirvanşahlar Sarayı geçtik. 52 odalı sarayın surları içinde şahın ailesi için bir türbe ve bir saray hamamı şeklinde ayrılmış. Mimari özellikleriyle dikkat çeken sarayda başka bir dikkat çeken kısım ise 34 basamakla inilen yer altı su deposu. Zamanında sarayın su ihtiyacını tek başına karşılıyormuş. İki katlı Şirvanşahlar Sarayı’nın üst katında şah ve ailesi, alt katında ise devlet işleri için misafirlerin kaldığı yer olarak kullanılıyormuş. İçinde çocuklar eğitim alabilsin diye yaptırılan Keykubad Mescidi ve Şah Mescidi bölümleri olan sarayda “büyük kapı” ismiyle bilinen Murad Darvazası bölümü ise Osmanlı Dönemi’nden kalmaymış.
Sırada bir Cami ziyareti vardı. Azerbaycan’ın Bakü’deki tarihi camisi Bibi-Heybet Camii İslam mimarisinin en önemli yansımalarından biri olduğunu anladım. Ukeyma Hanum’un türbesini de kapsayan cami bugün bölgedeki Müslümanlar için manevi bir merkez haline gelmiş durumda. 1840’lı yıllarda camiyi ziyaret eden ünlü Fransız yazar Alexandre Dumas “Dünya” kitabında cami için “Cami kısırlık yaşayan kadınlar için ibadet yeri. Buraya yürüyerek geliyorlar, ibadet ediyorlar ve bir yıl içinde hamile kalma yetisini kazanıyorlar” cümlelerini kullanmış. Dumas’ın ziyaretinden sonra cami için kullandığı “Fatima’nın camisi” ifadesi yerel halk tarafından da benimsenmiş ve o günden sonra bu şekilde söylenmeye başlanmış.
Buraya yakın Devlet Bayrağı Meydanına geçtik. Azerbaycan’da en çok ilgi gören yerlerden biri olan Guinness Rekorlar Kitabına geçmiş olan bir meydanı da böylece görmüş oldum. Ayrıca dünya üzerindeki “En Uzun Bayrak” seçilen bayrak yine şehrin bu ana meydanında bulunuyor.
Bunların çok yakında gördüğüm değişik mimari şeklindeki binaları detayını sorduğumda Aslan ve Hikmet şöyle anlattılar. "Bu binalar 2013 yılında “En İyi Otel ve Turizm Kompleksi” ödülü aldılar. Üç kuleden oluşan bu yapının dış kısmının tamamı LED ekranlarla kaplıdır. İngilizce ismi “Flame Towers” olan Alev Kuleleri, zamanında birçok uluslararası TV belgesellerine konu olmuştur. İçinde apartmanlardan ofislere ve otelleri barındıran bu kuleler Azerbaycan’ın en uzun binalarıdır."
Oradan Bakü Şehitler hıyabanına geçtik. Bir Türk olarak şehit düşen soydaşlarımızın yer aldığı bu şehitlik ziyareti beni çok etkiledi. Şehitler Hiyabanı" (Azeri Türkçesi ile yazılışı "Şəhidlər Xiyabanı" olan burası hakkında şunları öğrendim. 1918 Rus-Azeri ihtilafı sırasında Osmanlı İmparatorluğunca Azerbaycan’a gönderilen ama oradaki çatışmalarda şehit düşen 1130 Türk Askerinin burada yattıkları. Bu kahramanlar sayesinde savaşı Rus Ordusunun kaybettiğini öğrendim. 1924-1990 yılları arasında Bolşevikler "Hiyaban" adını değiştirmiş buraya eğlence kompleksleri yaparak adını "Dağüstü Park" adını vermişler. Çevresinde ulu çınarlar bulunan, 27 metreye 72 metre boyutlarındaki dikdörtgen Şehitlik Alanı, Azeri halkı için manevi değeri olan bir şehir parkının girişinde konumlanmış. Yakın çevresinde tarihi bir cami ve türbe yer almakta. Ancak Azeri Türklerince "Kara Ocak" denilen 1990 olayından sonra Ruslar tarafından şehit edilen yüz küsur cenaze de buraya defnedildikten sonra bu alana tekrar "Şehitler Hiyabanı" adı verilmiş .
Doğum ve şehit edilme tarihlerinden ne kadar genç olduklarını gördüğüm yüzlerce şehidin yer aldığı bu şehitlikte duygusal anlar yaşamamak mümkün değil. Birçok şehidin fotoğrafı siyah granit taşlara nakşedilmiş.
Sanırım öğle saatlerini çoktan geride bırakmıştık hepimizin çok acıktığı ortadaydı. Aslan bana “Efendi ! öğlen ne yemek almak istersiniz. Kebap türü bir şeyler mi ? yoksa sulu yemek mi ? şeklindeki sorusuna hiç tereddütsüz “ eğer sulu yemek ile ev yemeği kastediyorsan tercihimdir.” dedim “Evet. ev yemeği ama bu yer oldukça salaş genelde işçilerin yemek yediği bir mekandır ve bu yer bir akrabama aittir. Bunu size baştan açıklamak isterim” dedi.
Ben içinde gurmeler dolu bir sülaleden geldiğimden lezzetli ev yemeklerini ayaküstü atıştırmalıklara özellikle fastfoodlara tercih ettiğimden hemen onayladım. Zaten lezzetli yemeklerin uzun yol sürücülerinin mola noktaları ile sanayi bölgelerinin tam içinde yer aldığını iyi bildiğimden buralara da çok alışkın olduğumdan yerin salaş olması asla tercihimi değiştiremezdi. En önemli kriterim mekanın temizliği olmasına rağmen onunda istediğim kriterlerde olamayacağını bildiğimden fazlaca düşünmemeye çalışarak çözdüm. Denetçi olarak görev yaptığım dönemlerde dışarısından oldukça şık ve kaliteli görülen restoran veya diğer gıda satışı yapan lokanta, kafe, börekçi, tatlıcı, pastane, fırın gibi yerlerin görülmeyen mutfak veya üretim yerlerinin nasıl korkunç, iğrenç olduğunu gördükten sonra bazen aylarca dışarıda bir şey yememeye yemin edip ancak bir süre sonra unutup eski alışkanlığına döndüğümden bu kez de sadece “ menüde ne yemekler var acaba’ya” odaklandım. Aslanın eksiği vardı, fazlası yoktu. Lokanta sahibi ve aşçısı olan akrabası o kadar lezzetli yemekler sundu ki tam anlamı ile tabakları süpürdük aynen çocukken sevdiğimiz yemeği bitirmek için son hamlelerde ekmekle neredeyse tabağa cila yaparcasına sıyırdığımız gibi.
Çok yorgun ama çok mutlu bir ruh halinde otelime bırakıldım. Otelde odama geçmeden önce resepsiyondaki görevi yanında bana kahvaltı ve içecek servisi yapan Türkiyeyi çok merak eden Enver isimli gençle sohbet ettik. Çok sevdiğim rahmetli dayımın isimdaşı olan genç Türkiye hakkında merak ettiği herşeyi sordu. Sanırım yanıtlarımdan ve onunla sohbet etmemden çok memnun kalmıştı. Bana "Gelin duvardaki Melek kanatlarıyla bir hatıra fotografınızı çekeyim" dedi. Bende " Enver kardeşim benden olsa olsa ya Azrail ya da Cebrail olabilir dedim " ama yinede fotoğraflarımı çekti.
Ertesi gün
Aslan Kültürel ağırlıklı bir program hazırlamıştı. Bana "Serdar efendi! size bugün Azerbaycan Halı Müzesini, Azerbaycan Ulusal Güzel Sanatlar Merkezini, Azerbaycan Edebiyatı Müzesini, Minyatür Kitap Müzesini, Televizyon Kulesini, Targovi Caddesini gezdireceğim. Zamanımız kalır ve de isterseniz, arzu ederseniz sizi mezun olduğum okulum Bakü Konservatuarına götürmek isterim" dedi . Bu muhteşem programa ne denebilirdi ki . Bende "Allah" dedim.
İtiraf etmem gerekirse; Azerbaycanın halılarının dünya çapında ünlü olduğunu bilmiyordum. Oysa Türk ve İran halılarının şöhretini bilmeyen yoktur. Azerbaycan Halı Müzesi Bakü’deki en önemli müzelerden biriymiş. İçinde 6.000’den fazla halı sergilenen bu müzeye Ülkenin ünlü ressamı ve halıcısı Letif Kerimov sayesinde inşasına başlandığı için müzeye ünlü sanatçının adı verilmiş. Bu müzenin dünyada bir ilk ve aynı zamanda en büyük halı müzesi olduğunu öğrendim. Müze binasının rulo yapılmış halı şeklindeki çatısı oldukça ilginçti.
Buradan yürüyerek Ulusal Güzel Sanatlar Merkezine geldik. Bu Müze Azerbaycan’ın en büyük sanat müzesi. “De Bur Sarayı” ve “Mariinski Kız Lisesi” isimli iki neoklasik binadan oluşan müze Azeri tiyatro sanatçısı Rüstem Mustafayev’in adını almış. Azerbaycan dışında Batı Avrupa, Rusya ve Doğu sanatının farklı dönemlerini kapsayan müzenin koleksiyonunda çizimden tabloya, gravürden heykele 15.000’in üzerinde sanat eseri sergileniyor. İlk binada yedi oda İtalyan, Fransız, Hollandalı, Alman ve Polonyalı sanatçıların eserleri içeren Batı Avrupa’ya ayrılmış, diğer on oda ise Rus sanatına ayrılmış. İkinci binada ise Türk, Çin, Japon ve İran sanatını temsil eden Doğu sanatına ayrılmış.
Bu iki müzeyi seri bir şekilde gezdikten sonra bir kafede kahve molası çok iyi geldi. Yeniden bir enerji topladıktan sonra bakışlarımla Aslan'a "nerede kalmıştık" der gibiydim. Bunu hisseden Aslan "hadi şimdi arabaya" dedi.
Kısa bir süre sonra Bakü Televizyon Kulesi önünde durdu. Kuleye mi çıkacağız yoksa derken bulunduğumuz saatin ziyaretçilere kapalı olduğunu öğrendik. Ancak bina hakkında şu bilgileri edinmiş oldum. 62. katında dönen bir restoran bulunan Azeri TV Kulesi’nde zaman zaman belirli aktiviteler için farklı ışıklandırmalar yapılıyormuş. 2004’ten beri her yeni yılda çeşitli aydınlatmalarla renk cümbüşü sunan kule Azerbaycan bayrağındaki mavi, kırmızı ve yeşil renklerine boyanıyor. 310 metre ile Azerbaycan’ın en yüksek yapısı ve Kafkasya’nın en yüksek betonarme binası olarak bilinen bu televizyon Kulesi genellikle Bakü’de çekilen filmlerin çekimlerinde mekan olarak kullanılıyormuş.
Sırada Targovi Caddesi ve iki müzenin olduğunu öğrendim. Targovi Caddesi, aynen İstanbul’daki İstiklal caddesi, Ankara’daki Sakarya caddesi, İzmit'teki Fethiye caddesi gibi olup trafiğe kapalı ve birbirinden güzel mimariye sahip binalar yer almaktaydı. Azerilerin “Targovu” ismini kullandığı ve dekorasyonuyla da güzel bir ambiyans yaratan cadde de yeme içme ve alışveriş için çokça yer mevcuttu. Burada en popüler restoranların Türk restoranları olduğunu öğrendim.
Azerbaycan Edebiyatı Müzesi. Bu müzeden önce sizlere Azeri Türklüğü için çok önem taşıyan Nizami Gencevi’den bahsetmem gerekiyor. Azerbaycanın gence şehrinde doğan eserlerini Farsça yazan büyük bir edebiyatçıdır Nizami Gencevi Azeriler için büyük önem taşımaktadır onun adına bu edebiyat müzesi açılmıştır. En önemli objesi Nizami’nin İskendername’si olan müzenin 30 ana salonu ve 10 ek salonunda toplam 3.000’den fazla portre, yontu, minyatür, kitap, el yazması, resim, hatıra ve diğer objeler sergilenmekteydi. Tabi burayı detayla gezmek isteyenlere bizim gibi bir saat değil sanırım üç gün gereklidir.
Minyatür Kitap Müzesine giderken dugulanmadım desem yalan olur. Zira ablamın rahmetli eşi İran Azeri Türkü'ydü doktor olmasının yanında minyatür eserlerde gerçekleştirmiş değerli bir ressamdı. Zeki Müren, Sakıp Sabancı, Türkan Şoray, Bedrettin Dalan gibi ünlülerin yağlıboya portrelerini yapıp bizzat kendilerine sunduğu resim sergilerinde bulunarak o anları yaşadığım sahneler gözümün önüne geldi. Özellikle ihtisası olan minyatür sanatı bana eniştem rahmetli dr. Ali Rızayı hatırlattı. Bu vesile ile "Mekanı cennet olsun".
Bakü'deki bu müzenin yine Dünyanın ilk ve tek Minyatür Kitap Müzesi! en büyük minyatür kitap koleksiyonu olduğu için de Guinness Rekorlar Kitabı’na girdiğini öğrendim. Müzede 7.5 santimetreden küçük kitaplar minyatür sayılıyor. Toplamda 5.600 kitap yer almaktaymış. Minyatür kitaplar dışında sadece büyüteçle okunabilen mikro kitaplar da vardı. Atatürk’ümüzün Nutuk’unun da bulunduğu müzede 17. yüzyıldan kalma Kuran-ı Kerim de yer almaktaydı.
Bütün bu harkülade kültür gezisinden sonra yorulmadım desem yalan olur. Ancak Aslanın “Serdar efendi yorulmadıysanız!! sizi mezun olduğum okulum Bakü konservatuarına da götürmemi ister misin?" şeklindeki teklifini de hiç tereddütsüz kabul ettim. Müzikle ilgili birçok kişinin bildiği üzere Azerbaycan’da müzik eğitimi hem yaygın hem de çok kalitelidir. Her evde muhakak bir enstrüman ve onu icra eden bulunur.
Bunun temel sebebi de bu işi çok ciddi şekilde ele alıp alt yapıyı hazırlayan Rus hakimiyeti altında yaşamış olmalarından kaynaklanmaktadır. Konservatuarı görmek çok mutlu etti. Bazı salonlardan gelen provalar muhteşemdi. Kapıdan dinlemek bile büyük zevk verdi. Bestelerini duyduğum yada duymadığım birçok önemli Azeri sanatçının fotoğrafları ve biyografilerini inceleyip fotoğraflar çektirdim.
Buradan ayrıldıktan sonra Aslan arabasıyla neredeyse tüm Bakü'yü görmemi sağlayan genel bir büyük bir araba turu attık. Bu detaylı arabayla yaptığımız tur sayesinde neredeyse tüm Bakü'yü yakınen detaylı görmüş oldum. Aslan'ın arabasında çaldığı CD'de o kadar muhteşem şarkılar vardı ki o müzikler eşliğinde Bakü şehir turu daha da muhteşemleşti.
Ertesi gün Şekiye gidilecekti. Dinlenmem için beni otele bıraktılar. Otele girerken "Çay gelsin türküsü " dilime yerleşmişti bile bütün gece içimden onu söyleyip durdum. Hatta odama geçmeden önce Enver'e mini bir gösteri yaptım. Zavallı o kadar iyi niyetliydi ki belki çay içmeyi ima ediyor olabilirim diye bana çay servis etmez mi . Koca demliği içince ne uyukum kaldı ne yorgunluk.
ÇAY GELSİN TÜRKÜSÜ
Armudu istikanda çay
Üregimiz yananda çay
Aranlısan dağlısan çay çay çay
Etirlisan dağlısan çay çay çay
Herkese gelse gonah
Lazım değil soruşmah
Gelsin yemehten gabah çay çay çay
Gışın garlı savunda
Yayda gırda bayırda
Gezir ne sorağında çay çay çay
Bir sonraki yazımda Bakü Şeki yolculuğumu ve Şeki anılarımı paylaşacağım.
Sevgilerimle
Serdar TAŞTANOĞLU
19.03.2021
Yazarın Diğer Makaleleri
- 21 Haziran 2024 CAIRO CONCERT AND TRAVEL NOTES
- 18 Temmuz 2023 MASAL DİYARI JEİTA BEYRUT ANILARIM
- 29 Mayis 2023 HÜLYA, BOĞA KUYRUĞU KEBABI VE DON KİŞOT-2
- 02 Mayis 2023 İSTANBUL ANILARIM IV
- 02 Mayis 2023 İSTANBUL ANILARIM III
- 19 Eylul 2016 BİR HASTAYI KURTARDINIZ
- 05 Ekim 2022 BİR KURABİYENİN PEŞİNDEN
- 05 Agustos 2022 KIBRISLIM, AŞKIM (Ömer Lütfi Taştanoğlu Anısına)
- 07 Mayis 2022 CANIM ANNEME VEDA
- 13 Ekim 2021 İNGİLTERE ANILARIM 1
- 20 Mayis 2021 AZERBAYCAN ANILARIM 4 BAKÜDE SON GÜNLER
- 10 Mayis 2021 AZERBAYCAN ANILARIM 3 TARİHİ TÜRK ŞEHRİ ŞEKİ
- 16 Nisan 2021 BİZİMKİ BİR AŞK HİKAYESİ
- 18 Mart 2021 AZERBAYCAN ANILARIM II BAKÜ
- 08 Mart 2021 AZERBAYCAN ANILARIM I
- 17 Ocak 2021 HIZIR
- 03 Agustos 2020 AHMET, FRANSIZ GUYANASI VE KİBİR
- 12 Temmuz 2020 KEMER
- 03 Temmuz 2020 KORKU ,ÖZÜR, SELAM
- 28 Haziran 2020 SİYAH KOT
- 13 Haziran 2020 SARI, KOCA GÖBEK, SARIEFE VE PUDİNG
- 05 Haziran 2020 NEFES ALAMIYORUM I CANT BREATHE
- 04 Haziran 2020 ÇEVRE BIKMADAN USANMADAN DÖVDÜK ONU HEM DE EVİRE, ÇEVİRE
- 31 Mayis 2020 BU GÜN BENİM DOĞUM GÜNÜM
- 18 Mayis 2020 18 MAYIS KIRIM SÜRGÜNÜ ANISINA
- 16 Mayis 2020 TANRININ TÜRK MİLLETİNE LÜTFU
- 20 Nisan 2020 KOMPOZİT
- 27 Mart 2020 SICAK LAHMACUNLAR
- 12 Aralik 2015 Şefkati дядя (русская версия)
- 27 Aralik 2016 OUR PASCAL
- 06 Subat 2019 PRİZREN KAHRAMANLARI II
- 30 Ocak 2019 PRİZREN'İN KAHRAMANLARI I
- 27 Agustos 2018 HOŞGELDİN BABACIĞIM II
- 14 Temmuz 2018 HOŞGELDİN BABACIĞIM I
- 14 Mayis 2018 İSTANBUL ANILARIM IV
- 13 Nisan 2018 İSTANBUL ANILARIM III
- 09 Ocak 2018 İSTANBUL ANILARIM II
- 02 Aralik 2017 İSTANBUL ANILARIM I
- 26 Agustos 2017 CAN ÇEKİŞEN ADA ATLARI...
- 21 Agustos 2017 DESPİNA, EVDOKSİYA, ANASTASYA, KATRİN, MARİ,BAJRAKLI CAMİJE
- 04 Agustos 2017 KAPTAN MR. DİK
- 20 Temmuz 2017 HVALA SARAYBOSNA
- 06 Mart 2017 HÜLYA, BOĞA KUYRUĞU KEBABI VE DONKİŞOT 1
- 20 Aralik 2016 ŞİŞLİLİ TALİN'DEN … TALİNDEKİ MARİKA'YA
- 28 Kasim 2016 PERSONEL ÇALIŞTIRMAYAN GÖZDE OTEL
- 21 Ekim 2016 KRALİÇE'NİN BALIĞI-2
- 14 Ekim 2016 KRALİÇENİN BALIĞI
- 19 Eylul 2016 BİR HASTAYI KURTARDINIZ
- 05 Eylul 2016 MEZARLIKTA HATIRA FOTOĞRAFI
- 20 Agustos 2016 EVİMİZ MÜSAİT BURADA KALIN.
- 06 Agustos 2016 BİSİKLETLİ MİLLİ EĞİTİM BAKANI VE SARHOŞ GEYİKLER
- 15 Temmuz 2016 ALEPPOLU İSMAİL
- 27 Haziran 2016 BURADA KALSANIZ OLMAZ MI ?
- 30 Mayis 2016 OTOBÜSTEN AŞAĞI İNSİN...!
- 30 Nisan 2016 MR BENTHEİM VE SAADET ABLA
- 02 Nisan 2016 MASAL DİYARI JEITA
- 13 Mart 2016 CANIM ANNEME VEDA....
- 05 Mart 2016 DUBLİN'DE YANIK SESLİ KIZIMIZ ASLI STOKES
- 15 Subat 2016 EFE, VENEDİK-TRİESTE-RİJEKA-ZAGREP
- 27 Ocak 2016 MR FESSBENDER
- 22 Ocak 2016 ÖN YARGI
- 12 Ocak 2016 VANLI GÜZEL KARDELEN
- 03 Ocak 2016 ZEYTİNBURNULU AUDREY ALANYALI PHİLİP
- 27 Aralik 2015 BİZİM PASCAL
- 17 Aralik 2015 RESİM ÖĞRETMENİM
- 12 Aralik 2015 ŞEFKATİ AMCA
- 05 Mart 2016 MUSIKİ DERNEKLERİNİN SORUNLARI 1
41 Yorum
Aydın Çetinkaya
19 Mart 2021Filiz Alkan
19 Mart 2021Derya Şahinalp
19 Mart 2021Hafize Erol
19 Mart 2021Cengiz Cengiz
19 Mart 2021Ayşegül Altın
19 Mart 2021Gülşen Ayrancıo
19 Mart 2021Ümran özbey
19 Mart 2021Cihat Hırçın
19 Mart 2021Gulten Aydeniz
19 Mart 2021Celalet
19 Mart 2021Elif Korkmaz
19 Mart 2021Mualla SARIKAYA
19 Mart 2021Ülker Orucova
19 Mart 2021DİLEK
19 Mart 2021Suna Gülgüden
19 Mart 2021Milad Azadkerda
19 Mart 2021Fahire Prizren
19 Mart 2021Nilüfer Sönmez
19 Mart 2021Nilgün tezer
19 Mart 2021Hüseyin Gürsev
19 Mart 2021Mustafa Bülbül
19 Mart 2021Semra Türel
19 Mart 2021Hikmet
20 Mart 2021Cihan URTEKİN
20 Mart 2021Ayşe gücün
20 Mart 2021ERTUĞRUL ÖZBAĞ
20 Mart 2021Zeynep Nesligül
20 Mart 2021Nurdan Erakıncı
20 Mart 2021Halit Çalışkan
20 Mart 2021Günel
20 Mart 2021Kadriye baysa
20 Mart 2021Neşe Terazi
20 Mart 2021Ahmet Türkoğlu
21 Mart 2021Ayşe Zerrin Kal
21 Mart 2021Gülşen TEMEL
21 Mart 2021Melek Vardar
22 Mart 2021Oktay Cakar
23 Mart 2021Birgül Çetin
23 Mart 2021Erkut Koçyiğit
03 Nisan 2021Anvar Mirzaeff
20 Nisan 2021