NEFES ALAMIYORUM
Okmeydan’ında Annanemin yaşadığı bahçeli ev; benim annemin karnında doğum sancısı başlatıpda Şişli Etfal Hastanesinde “Hayata Merhaba” deyip, önce sağlıkçılarla tanışıp tekrar geri geldiğim evdir.
Bu ev birkaç yıl orada ailemin en büyükleriyle birlikte yaşadıktan sonra, çekirdek ailem ile ülkenin neresinde yaşarsak, yaşayalım büyüklerimi, bu çok sevdiklerimi ziyaret için geldiğim evdir.
O evin bulunduğu mahalle, sokaklarının çamuruna, elektrik, su sorunlarına, ulaşım hizmetlerinin eksikliğine rağmen bugün artık kalmayan tükenen tüm mahallenin oluşturduğu “Sevgi Sinerjisi “ ille kaplıydı. Sanırım insanoğlu için ya da benim gibi manevi şeylerin maddi şeylerin üstündeki değerler olduğuna inananlar için en önemli bu özellik yok oldu gitti. Komşular mı başkaydı? biz mi başkaydık? yoksa hayal miydi gördüklerim, yaşadıklarım? Ne oldu sevgilere, candan ilişkilere, sıcak komşuluklara.
Karşımızda sokağın diğer tarafındaki bahçeli evin sakini “Kamer hanım teyze” nasıl bir sevgi deposuydu. Asla o depodaki sevgi seviyesi aşağı düşmezdi. Ne zaman beni görse bağrına nasılda basarak sarılır başımı, yanaklarımı öperdi. O sevgiyi öylesine içimde hissederdim ki Kamer hanım teyzeyi akrabamız sanırdım. Beni her görüşte hep şunu derdi ”Ah kuzum sen ateşliyken nasıl bana sarılıp yanağını yanağıma yapıştırıp durmuştun, o masumluğun çaresizliğin beni nasıl da ağlatmıştı”. Bu derken bile gözleri dolardı.
Gerek annanemin bu mahallesi gerek birkaç yıl sonra yanına taşındığı bir kilometre ilerdeki teyzemin evinin bulunduğu mahalle de ayni özelliklere haizdi. Hani yıllarca kendi evimiz gibi gelip gittiğimiz istediğimiz süre kaldığımız, çocukça yaptığın yaramazlıklardaki kırmalara bozmalar dağıtmalar kızılmayan gerçekten anne yarısından öte sevgi gördüğümüz onun ve eşinin bizleri çocukları olarak kabul ettiği Teyzemin evi
O evde bulunduğu mahallede nasılda ayni sevgi atmosferini taşıyordu. Kendi evimdeki gibi rahatlıkla bahçelerine mutfaklarına kadar girebildiğim, yemek yerken gördüklerinde ısrarla masaya davet edip bir tabakta bana koyulan komşuların yaşadığı mahalle.
Tüm bunları güzellikleri tek tek anlatmak değil amacım. Sadece birini anlatmak istiyorum. Benim belki de insana bakışımda, insanı ötekileştirmemem de benim için en önemli şahsiyetlerden biri.
“Yaşar Nine” Bu lakabı kim koydu? nasıl koydu ? bilmiyorum ama annemin bize “Yaşar Nineniz” ile başlayan ifadelerden yola çıkarak “Yaşar Nine” hitabını büyüklerimiz kullanmamızı istemişti. Yaşar Nine bitişik nizam inşa edilmiş annanemin tek katlı bahçeli evinin diğer simetrisi olan en yakın komşusu olan bitişiği evde oğlu Ferruh dayı ile yaşıyordu. “Ferruh dayı” evet oğluna Ferruh dayı diyorduk. Yaşar nine belki de elinde doğmuş olduğum için belki de torunları olmadığı için nasıl severdi beni ve ablamı bilemezsiniz . Aynen Kamer hanım teyze gibi nasıl içten sarılır öperdi .
İnanmayacaksınız ama onları da akrabamız sanırdım. Yaşar nine o zamanlar gösteriş amaçlı ibadet olmadığından gerçek bir dindardı. Evlerimiz tek katlı olduğundan pencerenin önünde durup içeri bakınca çoğunlukla ya namaz kılarken ya da dua ederken görürdüm. Ninemi bazen daha iyi görmek için boyum yetmediğimde ayaklarımın ucuna kalkar, ayağım uyuşana kadar sabırla seyrederdim. Hatta namazını uzunca beklemek durumu varsa ayağımın altına bir yükseltici koyup, rahatlatır onu öyle seyrederdim. Onu beni görmesini beklemek, çok heyecan verirdi. Çünkü beni camda gördüğü anda nasıl çığlıkla, neşeyle, heyecanla pencereye gelip, camı açar “Gel kuzum içeri “diye davet eder. Ya da pencereden illaki bir ikramda bulunurdu. Onun beni o sevinçle karşılaması nasıl çocuk ruhumu mutlu ederdi anlatamam. Sanki sevginin transferini yapardım ruhuma benliğime. İkram edecek bir şeyi yoksa “sana nazar değmesin diyerek “ Nazar duası okur ya da zihin açıklısı duası okurdu. Liseye kadar tüm sınavlar girerken Yaşar ninenin zihin açıklığı için ablamla bana sabırla öğrettiği “ Vekul rabbi zihni ilmen ve fehman……… “ ile başlayan duasını sınav öncesi yirmi kez okuma ritüelini yapmaya öylesine alışmıştık ki onu okumadan hiçbir sınava başlamazdık ve sanırım başarılı sonuçları Yaşar ninenin duasındaki keramete bağlardık. Oğlu Ferruh dayıyı çok sık göremezdik. Bir ilaç firmasının satış mümessili olduğunu hatırlıyorum. Bu nedenle çoğu kez İstanbul dışında olduğunu bilirdim. Yalnız kaldığı günler Annanem, annem asla Yaşar nineyi ihmal etmezlerdi. Yaşar nine başka evlere nedense gelmezdi. O Kabe gibi yaptığı her tarafı dua yazıları seccadeler tespihler ve mangal bulunan perdeleri hep açık olan pencereden içerisi görülen odasında zamanını geçirirdi. Oğlunun bizler için “Anacığım bizim çocuklara ver” demesi üzerine bizlere verilen o zaman çoğu kimsenin görmediği, bilmediği suda baloncuklar çıkararak eriyen Efervesan C vitamini tabletlerine nasıl bayılırdım. Suda erirken bardağı yüzüme yanaştırıp erirken çıkardığı sesi dinler, yüzüme çarpan su baloncuklarının serinlik verici seremonisi içimi ferahlatırdı. Hala efervesan bir tableti suya attığım zaman karşımda “Yaşar Nine ve oğlu Ferruh dayı” belirir. Dayı ifadesini biz şehirli insanlar, kırsal kesimde büyüyenler gibi her yakın gördükleri erkek büyüğe söylemeyiz. Sadece gerçekten dayı ruhunu hissettirenlere söyleriz . Bu unvan Ferruh dayıyı nasıl yakınımız gördüğümüzün en önemli işaretiydi.
İşte bu hayatımızın renkleri iki güzel insan ana oğul siyahiydi. Osmanlı zamanında Etopya’dan gelen siyahilerin torunlarıydı. Hani şu boğazına beyaz polisin basarak onun” nefes alamıyorum- I can’t breathe” diye çırpındığı George Floyd gibi siyahi. O haber ve sonrası o boğazına basılan George değil de sanki Ferruh dayıymış, onun başında ağlayarak çırpınan da annesi “Yaşar nineymiş” gibi ağladım. Evet bir insanın rengi yüzünden nasıl hor görülebileceğini böylesi güzel bir kalp bağı kurduğum siyahiler sonrası kabul etmem mümkün değil. Sanırım Amerika’da olsaydım o protestocuların en başında yer alırdım. Hem de bağırarak, ağlayarak "Canım Yaşar ninemin" duasını okuyarak.
*******************************************
Hollanda kraliyet akademisi bursu ile gittiğim Hollanda’nın Den Helder şehrine vardıktan birkaç gün sonra, biz öğrenim için gelenlere yaşam kurallarımız öğretildi. Ekonomik destek paketleri ile neler yapacağımız, dersler, kitaplar, consultan hocalar, ders saatleri, sınavlar, görsel olarak en ince ayrıntısına kadar anlatıldı. Sonra bu bursu kazanan dünyanın az gelişmiş ülkelerinin aklı ve bilgi kapasitesi gelişmiş gençlerinden bir araya getirdikleri iki gruptan sınıflara geçilmesi istendi. Biz 30 kişi muhtelif ülkelerden sınav kazananlar bir sınıfa, sadece Endonezya’dan sınav kazanmış başka bir 30 kişide başka bir sınıfa geçmemiz istendi. Ben ait olduğum sınıfa girmek üzere hazırlıklarımı ağırdan alarak yapmaya başladım. Zira birçok kişi gibi tez canla yer kapma derdim yoktu. Nedeni ise boyumun uzunluğu sebebi ile eğitim hayatımda yıllarca hep arka sıralarda konuşlandığımdan yine kimsenin önünde blok oluşturmamak adına ağırdan alıyordum. Nasılsa kimsenin tercih etmeyeceği arkalarda yer vardır rahatlığı ile. Neredeyse sınıfa son girenlerdendim. Sınıfa girdiğimde arka sıralara yöneldiğimde şaşırarak tüm arka sıraların dolduğunu gördüm. Bu sefer mecburen önlere yöneldim. Ne göreyim pencereye yakın sıralardan ki pencere kenarları her zaman öğrenciler için cazip olmasına rağmen hem de en önden üçüncü sıra olmasına rağmen tek kişilik bir yer boştu. Sıranın diğer ortağına bakınca bir bayan öğrenci oturuyordu. Göz göze geldik. Ancak bakışında sanki bir ürkeklik, bir tereddüt, bir hüzün var gibi geldi. Beynim saniyeler içinde durumu analiz edince olay netleşti. Oturan siyahi bir kızdı ve benim boş yere oturup oturmayacağıma emin değilmiş gibi başkalarının yaptığı gibi oturmamam gibi bir sonuç olup olmayacağını endişe ile beklediğini hissetmiş oldum. Ondan “ Oturabilir miyim” şeklinde izin istedim. Birden yüzünde güller açtı, o bembeyaz dişlerinin tamamı ortaya çıktı. Neşe içinde” Of course” dediği sırada ben sanki Yaşar ninemin genç kızlığı ile buluşmuş hissindeydim. Nasılda onu hatırlattı neydi aradaki bağ . Tanışma faslı sonunda adının “Mulu” olduğunu Ethopya’dan bursu kazandığını Etopya Ulaştırma Bakanlığında limanda görevli olduğunu İngilizce, Fransızca bildiğini öğrendim. Evet ya bağı bulmuştum Yaşar ninede Etopya’dan göç eden siyah Türk değil miydi. Mulu’nun İngilizcesindeki akıcılık zaten dil bilgisini ortaya koyuyordu. Böylece herkesin sınıftaki yeri belirlenmiş oldu. Biz Mulu ile oturuyorduk. Sınıftaki diğer altı siyahi kız ve erkek öğrencilerin bana yaklaşımları, gösterdikleri sevgi, saygı diğer öğrencileri şaşırttı. “Sizler önceden tanışıyor muydunuz” diye sormaya başladılar. Oysa diğerlerini de hiç tanımıyordum. Nijerya’dan Jamaika’dan Kongo’dan gelmişlerdi. Nasıl ne zaman tanışmış olabilirdim ki. İnsanların anlayamadığı şuydu bizim tanışıklığım samimiyetimiz doğallığımız beyaz siyah ayırt etmeyen bir ruha sahip olmam, bunu da rol değil gerçekten doğal görmemin yansımasını onlarında net hissetmesiydi. Mulu çok zeki bir kızdı bazı anlamadığım finans problemlerini öyle pratik açıklıyordu ki zaten eğitim hayatının hep başarılarla dolu olduğunu anlattı. Bazı konularda küçük kağıtlara açıklamalı not yazıp önüme itiyordu. Yaptığım espriler veya şakalarım sonucun da attığı kahkahalar o gülüşündeki doğallığı, içtenliği ve şakalarıma dirseği ile karnıma vurması ile verdiği reaksiyonları asla unutamam. Birkaç ders sonra Mulu’nun sürekli derste ağzına bir şeyler attığını gördüm. Yüzüne “ne iş“ der gibi bakmam üzerine bana da vermeye kalktı. Verdiği ne ki diye baktığımda ekmek kenarı, galete, limon dilimi, bisküvi gibi şeyler uzatması üzerine şaşırdım. Kutudan seçtiği ekmek kabuğu kenarını uzatınca şaşırıp suratına afallamış bakınca utanarak karnını tutup gösterdi. Aman Allahım nasıl bilebilirdim ki meğerse Mulu hamileymiş hem de bir aylık. Hatta sınavı kazanıp Hollanda’ya gelme aşamasında eşi “senin için zor olmayacak mi orada doğum seninle kim ilgilenecek istersen birkaç kez düşün” demiş . Çok çalışkan ve zeki Mulu sanırım bizim şarkıcı şu Nil Karaibrahimgil gibi “çocukta yaparım, kariyerde” deyip gelmiş Hollanda’ya . Böylece ister istemez Mulu’nun doğum koçu oldum. Ona gönüllü yiyecek getirmek, Mulu’nun çantasını taşımak, koluma girerek merdivenleri çıkarmak, su getirmek, bulantısını bertaraf edecek bir çözüm bulmak gibi pek çok şey gibi. Hatta daha sonra samimiyetimizin ilerlediği sınıf ve ya ev arkadaşlarımın bu konuda takılmalarına, beni akıllarınca kızdırarak eğlenmelerine sebep oldum. Onların terbiyesizce “ Çocuk senden mi ? “ gibi. İnsan olmanın, dost olmanın yardım ve sevginin ırk, dil, din, cins ayrımı ile engelenemiyeceğinden sanırım idraksız ve bihaber olan sadece belli yerlerde değil dünyanın her yerinde insanlar mevcuttu, birkaçıda bu sınıftaydı. Bu konuda sürekli gülerek gerekli gereksiz espri yapan Kolombiyalı Jorge’nin sanırım ikizler burcumun getirdiği değişim paralelinde o gün kızgın yada toleransızlığıma denk gelmesi üzerine aniden fırlayıp yakasına yapışıp “bir daha bu şakaları devam ettirirsen, sonucuna katlanırsın “ demem ve bunu gören diğerlerinin gereken dersi almaları, benim bazı konulardaki hassasiyetimi anlayıp, özür dilemeleri ile son buldu. Bir daha asla böylesi şaka yapmadıkları gibi benimle sıkı dost olan “ Jorge “ bir sömestri arasında bir hafta Türkiye’ye geldi ve hala sosyal medyadan pasifte olsa irtibat halindeyim zamanın yaramaz muzur genci ile.
Çocukluğumun sevgi abidelerinden “Ferruh dayı “ hitabımdaki “dayılık” ünvanı yine ırk dil engeli tanımadan burada da geri dönmüştü. Mulu beni doğacak çocuğunun dayısı ilan etti. Bana “Serdar Uncle” diyordu. Mulu’nun doğumunun yaklaştığı sıralarda Hollanda’ya gelen eşim Aysel ve oğlum Aybarsı Mulu ile tanıştırdım. Onlar arasında çok sıcak bir bağ kuruldu. Dersler ağırlaşıyor sınavlar, projler o kadar çok çalışmak zorunda kalıyorduk ki ben Türkiye’deki tüm eğitim hayatımda bu kadar çok çalıştığımı hatırlamıyorum. Mulu’nun bunu nasıl başardığına şaşıyordum. Bir gün Mulu’ya doğum ne zaman diye sorduğumda Haziranın ilk haftası deyince “”AA benim de 31 Mayıs. Sanırım bebeğinde ikizler burcu olacak” dedim. Bana “Serdar Uncle” sana bir şey diyeyim mi, hatta söz veriyorum “Ben bebeği 31 Mayısta doğurmaya gayret edeceğim. Seninle ayni gün olsun senin gibi ruhu olsun “ derken gözleri doldu. “ Mulu beni de ağlatacaksın, olabilir mi öyle şey senin elinde mi sanki “ deyip akabinde kahkahalarla güldük. Ve Mulu verdiği sözü tuttu “31 Mayıs günü” bir oğlan bebek doğurdu. Aysel, Aybars hastaneye koştuk. Bebeği kucağıma verdiler. “ Jashua bebeği” kollarıma aldığımda içim titredi. Nasıl bir güzellik?, Nasıl kara gözler?, Nasıl çikolata ten? ve onda da tüm bebeklerde duyduğum o mis gibi kokan dünyanın en güzel kokularından biri “bebek kokusu”. Mulu “ Thank you my sister”. dedim. Sözünü tutmanın gurur ve rahatlığı ile o bembeyaz dişleri artık hep dışarda olan Mulu ile o anda gözlerimizi birbirimize göstermeye sakındık ……
Yoksa o beyaz polisin boğazına basıp “Nefes alamıyorum diye can çekiştirerek öldürdüğü Jashua bebek miydi ? Başında feryatler eden canım arkadaşım Mulu muydu? . Kahroldum o fotoğrafa bakarken bir insan bir başka insana sırf rengi nedeni ile böyle şeyleri nasıl yapabilir. Bunu kendine nasıl hak görebilir. O mis gibi bebek kokan Jashua bebeği onun Zeki şefkat dolu annesi Mulu’yu öğrenmedi mi, öğrendi de kabul etmek işine mi gelmedi. Nasıl kıyabildi onlara……….Alçaklar………
**********************************************
Okulun yoğun ve stresli günleriydi saatlerce ders çalışmak gerçekten insanın ruh halini bozuyordu. Allahtan evin yakınında publar sokağı vardı da o her yerinden müzik ve alkol fışkıran yer “ Kafa dağıtmamız adına ilaç gibi “ gelirdi. Sanırım yine yoğun bir ders çalışma sonrası birlikte kaldığımız dört kafadar Perulu Arturo, Dominikli Ramon, Malezyalı Sam ile beraber Publar sokağına gittik yolda Ürdünlü Hussein’e rastladık ki yıllar sonra Amman’da Husseinin Ürdün Denizcilik bakanı olduğunu öğrenmiştim. Hussein de bize takıldı birlikte ilgimizi çekecek yer ararken, sokağın birinde ne görelim sınıf arkadaşımız siyahi Jamaikalı Teshoma’yı dört beyaz Hollandalı sıkıştırmış, dövme hazırlığındalar. Ben olayı görür görmez yerden kaptığım sopa gibi bir şeyi bağırarak onlara doğru koşmaya başlamam üzerine irkilen Hollandalılar tabana kuvvet kaçmaya başladılar. Sanırım benim grubu da uzakta da olsalar gördüler ve “şimdi onlarda gelir diye düşündüler”. Oysa bizim beyler benim gibi yardıma koşacaklarına orada mıhlanmış kalmışlar sadece uzaktan seyirci gibi bakmayla yetiniyorlardı. Teshoma ile sarıldık yumruklarımızı birbirine tokuşturduk. Bu siyahların kardeşlik ifadesidir. İşte Teshoma ile kankalığım böyle başladı. Teshoma çok iri yarı birkaç kişiyi bertaraf edecek boksör tipli biri olmasına rağmen sanırım dört Hollandalıyla zor mücadele edeceğini düşünürken Türk gücü olarak benim gibi iri bir adamın koşup yardıma gelmesi ile belki de onu kötü bir akıbetten kurtarmış olmam onun için çok değerli bir dostluğun başlamasıydı.
Daima bana “Brother” diye hitap etti. Teshoma biraz asabi ve beyazlara tepkili biri olmasına rağmen ırkçılığa aykırı konuşmaları ile milleti geren konuşmalar yapan biri olmasına rağmen bana karşı bir pamuk prensti. Hemen sarılır bir şey ikram etmeye çalışırdı. Bu dostluğumuz da herkesi şaşırtırdı. “Onunla nasıl anlaşıyorsun, o daima öfkeli biri” derlerdi. Ancak onun neden öfkeli olduğuna kimse empati yapmamıştı. Oysa Teshoma çok düzgün bir beyefendi bir genç adamdı. Zaten Mulu’ya gösterdiğim ağabeylik benim ona ön referansım olmuştu.
Yoksa o alçak beyaz polisin boğazına bastığı Teshoma mıydı ? onu dövemeyeceklerini bildiklerinden o dört hollandalı’nın ayni kalleş ruha sahip ağabeyi dört Amerikalı polisler “Ben yokum diye ona desteğe koşamayacağımı bildiklerinden mi, boğazına bastılar Kardeşim Tashoma’nın . “ Nasıl direnmedin ve son nefesini verdin Teshoma . Ne olurdu biraz daha sabretseydin . Belki başka bir “Brother Serdar” çıkabilirdi, bir köşe başından ……………
Hayatımı renklendiren en güzel renklere sahip dostlarım İstanbul’dan Yaşar nine, Ferruh dayı ,Mulu, Jashua, Genet, Maxwell, Teshoma, Ankara’dan dostlarım Amerikalı Mr.Mc Carrol, Stephany Boyken, Daniel Stronger, Fransa’dan değerli dostum Samuel neden sizlerin rengi bana hiçbir zaman farklı gelmedi. Hepiniz biliyorsunuz değil mi ? Size sırf renginiz yüzünden kötülük edecekler ister beyaz, ister sarı, olsun hangi millet veya hangi ırktan olursa olsun ben yanınızda sizden biriyim. Ben o zaman “SİYAHİ BİR SERDAR’IM”………………………
Serdar TAŞTANOĞLU
05.06.2020
BEN ,MULU, TESHOME, GENET
Yazarın Diğer Makaleleri
- 21 Haziran 2024 CAIRO CONCERT AND TRAVEL NOTES
- 18 Temmuz 2023 MASAL DİYARI JEİTA BEYRUT ANILARIM
- 29 Mayis 2023 HÜLYA, BOĞA KUYRUĞU KEBABI VE DON KİŞOT-2
- 02 Mayis 2023 İSTANBUL ANILARIM IV
- 02 Mayis 2023 İSTANBUL ANILARIM III
- 19 Eylul 2016 BİR HASTAYI KURTARDINIZ
- 05 Ekim 2022 BİR KURABİYENİN PEŞİNDEN
- 05 Agustos 2022 KIBRISLIM, AŞKIM (Ömer Lütfi Taştanoğlu Anısına)
- 07 Mayis 2022 CANIM ANNEME VEDA
- 13 Ekim 2021 İNGİLTERE ANILARIM 1
- 20 Mayis 2021 AZERBAYCAN ANILARIM 4 BAKÜDE SON GÜNLER
- 10 Mayis 2021 AZERBAYCAN ANILARIM 3 TARİHİ TÜRK ŞEHRİ ŞEKİ
- 16 Nisan 2021 BİZİMKİ BİR AŞK HİKAYESİ
- 18 Mart 2021 AZERBAYCAN ANILARIM II BAKÜ
- 08 Mart 2021 AZERBAYCAN ANILARIM I
- 17 Ocak 2021 HIZIR
- 03 Agustos 2020 AHMET, FRANSIZ GUYANASI VE KİBİR
- 12 Temmuz 2020 KEMER
- 03 Temmuz 2020 KORKU ,ÖZÜR, SELAM
- 28 Haziran 2020 SİYAH KOT
- 13 Haziran 2020 SARI, KOCA GÖBEK, SARIEFE VE PUDİNG
- 05 Haziran 2020 NEFES ALAMIYORUM I CANT BREATHE
- 04 Haziran 2020 ÇEVRE BIKMADAN USANMADAN DÖVDÜK ONU HEM DE EVİRE, ÇEVİRE
- 31 Mayis 2020 BU GÜN BENİM DOĞUM GÜNÜM
- 18 Mayis 2020 18 MAYIS KIRIM SÜRGÜNÜ ANISINA
- 16 Mayis 2020 TANRININ TÜRK MİLLETİNE LÜTFU
- 20 Nisan 2020 KOMPOZİT
- 27 Mart 2020 SICAK LAHMACUNLAR
- 12 Aralik 2015 Şefkati дядя (русская версия)
- 27 Aralik 2016 OUR PASCAL
- 06 Subat 2019 PRİZREN KAHRAMANLARI II
- 30 Ocak 2019 PRİZREN'İN KAHRAMANLARI I
- 27 Agustos 2018 HOŞGELDİN BABACIĞIM II
- 14 Temmuz 2018 HOŞGELDİN BABACIĞIM I
- 14 Mayis 2018 İSTANBUL ANILARIM IV
- 13 Nisan 2018 İSTANBUL ANILARIM III
- 09 Ocak 2018 İSTANBUL ANILARIM II
- 02 Aralik 2017 İSTANBUL ANILARIM I
- 26 Agustos 2017 CAN ÇEKİŞEN ADA ATLARI...
- 21 Agustos 2017 DESPİNA, EVDOKSİYA, ANASTASYA, KATRİN, MARİ,BAJRAKLI CAMİJE
- 04 Agustos 2017 KAPTAN MR. DİK
- 20 Temmuz 2017 HVALA SARAYBOSNA
- 06 Mart 2017 HÜLYA, BOĞA KUYRUĞU KEBABI VE DONKİŞOT 1
- 20 Aralik 2016 ŞİŞLİLİ TALİN'DEN … TALİNDEKİ MARİKA'YA
- 28 Kasim 2016 PERSONEL ÇALIŞTIRMAYAN GÖZDE OTEL
- 21 Ekim 2016 KRALİÇE'NİN BALIĞI-2
- 14 Ekim 2016 KRALİÇENİN BALIĞI
- 19 Eylul 2016 BİR HASTAYI KURTARDINIZ
- 05 Eylul 2016 MEZARLIKTA HATIRA FOTOĞRAFI
- 20 Agustos 2016 EVİMİZ MÜSAİT BURADA KALIN.
- 06 Agustos 2016 BİSİKLETLİ MİLLİ EĞİTİM BAKANI VE SARHOŞ GEYİKLER
- 15 Temmuz 2016 ALEPPOLU İSMAİL
- 27 Haziran 2016 BURADA KALSANIZ OLMAZ MI ?
- 30 Mayis 2016 OTOBÜSTEN AŞAĞI İNSİN...!
- 30 Nisan 2016 MR BENTHEİM VE SAADET ABLA
- 02 Nisan 2016 MASAL DİYARI JEITA
- 13 Mart 2016 CANIM ANNEME VEDA....
- 05 Mart 2016 DUBLİN'DE YANIK SESLİ KIZIMIZ ASLI STOKES
- 15 Subat 2016 EFE, VENEDİK-TRİESTE-RİJEKA-ZAGREP
- 27 Ocak 2016 MR FESSBENDER
- 22 Ocak 2016 ÖN YARGI
- 12 Ocak 2016 VANLI GÜZEL KARDELEN
- 03 Ocak 2016 ZEYTİNBURNULU AUDREY ALANYALI PHİLİP
- 27 Aralik 2015 BİZİM PASCAL
- 17 Aralik 2015 RESİM ÖĞRETMENİM
- 12 Aralik 2015 ŞEFKATİ AMCA
- 05 Mart 2016 MUSIKİ DERNEKLERİNİN SORUNLARI 1
42 Yorum
Gülten Aydeniz
05 Haziran 2020Sinan Güleryüz
05 Haziran 2020Zerrin bölen
05 Haziran 2020selmasarioz
05 Haziran 2020Suna Gülgüden
05 Haziran 2020Sonay Ovissi
05 Haziran 2020Halit Çalışkan
05 Haziran 2020Nurdan Erakıncı
05 Haziran 2020Filiz Alkan
05 Haziran 2020AYSEL KİLECİ
05 Haziran 2020Dilek Çelik
05 Haziran 2020Derya Şahinalp
05 Haziran 2020Nihal Özkardeş
05 Haziran 2020Hanife Tokkuş
05 Haziran 2020DR. AYŞEGÜL ALT
05 Haziran 2020Necla Taş
06 Haziran 2020Nilgün tezer
06 Haziran 2020Sebahat otay
06 Haziran 2020Ayşegül Açıkell
06 Haziran 2020Tülin Anadol
06 Haziran 2020Kadriye Baysa
06 Haziran 2020Ethem Yüksel
06 Haziran 2020Ferahi Konukoğl
06 Haziran 2020Gülay İmre
07 Haziran 2020Feride
07 Haziran 2020Ceyda Çiltaş
07 Haziran 2020Armağan ümit çı
07 Haziran 2020Türkan Özsaraç
08 Haziran 2020Esin Tütüncü
08 Haziran 2020Turgut OTAY
08 Haziran 2020Hüseyin Hasip B
08 Haziran 2020Erdoğan KOCAATA
08 Haziran 2020Yeşim Bülbül
09 Haziran 2020Birdal Bozdağ
09 Haziran 2020Cesur KILIÇ
09 Haziran 2020ERTUĞRUL ÖZBAĞ
12 Haziran 2020ilgi Serra Kara
13 Haziran 2020Selma Büyükkoç
18 Haziran 2020Şefika
14 Temmuz 2020Yeşim Bulbul
16 Aralik 2022Halit Çalışkan
17 Aralik 2022Bedriye Darcan
17 Aralik 2022