Ne yazık ki, son yıllarda insanımızda oluşan “maddi ihtiras” ve “kısa yoldan maddiyata kavuşma hırsı” tüm şiddetiyle manevi değerlerinin önüne geçmiştir. Bunun sonucu olan olumsuz etkisini; sosyal yapı için en önemli değerler arasında sayılan aile bireyleri ve akrabalıklar arasındaki beraberlik bağını, sevgiyi, saygıyı ya azaltarak ya da tamamen yok ederek göstermiştir.
Aile bireyleri veya akrabalık ilişkilerinde aralarındaki bağları tahrip eden maddi çıkar odaklı sorunların başında “miras paylaşım” konuları gelmektedir.
Ülkemizde miras paylaşımları nedeni ile bu çok acı tahribat sonuçlarını yaşamayan aileler veya akrabalıklar neredeyse yok gibidir. Son zamanlarda miras nedeni ile en yakınlarını bile katledenleri veya mahkemelerde savaş sahnelerini aratmayan görüntüleri yaratan tarafları içeren haberleri ne kadar çok görür olduk. Dost meclislerinde, arkadaş sohbetlerinde ise birbirine tıpa tıp benzeyen miras paylaşımlarının neden olduğu kavgaları, husumetleri, küskünlükleri kanıksayarak dinler olduk.
Geçmişte de çok daha nadir cereyan eden bu tip olayları duyduğumda şaşırır “ bir insanın maddi paylaşım nedeni ile en yakınlarına husumet duymasına ” bir türlü anlam veremezdim. Hatta aile ve akraba ilişkilerimde böylesi şeylerin asla olamayacağını düşünür, bu çatışmalar içinde olanların “ maddi yoksulluk ” veya “ eğitimsizlik ” faktörleri ile bu duruma düştüklerine inanırdım.
Ancak “büyük konuşma” derler ya maalesef ki büyük konuşmuşum ki böylesi tatsız konudan istemeden yıllar önce bende payımı aldım. Üstelik bir miras olayında doğrudan rol almamama, hiçbir menfaat temin etmiş olmamama, hiçbir kusur ve taksiratım olmamasına rağmen pay almış olmak daha da büyük bir haksızlık olsa gerek.
Ancak; yaşadığım bu haksızlığı da her şeyi gördüğü gibi gören bilen, en büyük kudret olan “Yaradan” bile benim tarafımda yer alıp, bana bu haksızlığı yapanlara inanılmaz bir ders verdi. Bende bu ibretlik dersi anlatmak üzere bu yazımı kaleme aldım.
Belki başkaca birileri kıssadan hisse çıkarır diye düşündüğüm, Yaradan’ın bu ibretlik dersini ne yazık maddiyata kilitlenmiş olayın başrol oyuncusu olan beyinler algılayamadı, idrak edemedi ve gerekli dersi çıkaramadı ve maalesef o ibretlik olayı sıradan bir olay sandı, geçti, gitti, unuttu. Hikayeme şöyle başlamak istiyorum. Evlenmeden önce annesi ve küçük kız kardeşi olan annemle birlikte yaşayan küçük teyzem Halide, annemin de evlenip evden ayrılması sonucunda Anneannemle baş başa kalır. Sadece anneye bakmakla kalmaz Anadolu kültürünün ifadesi ile “Evde de kalır” . Ne yazık ki bir anneye bakma sorumluluğunun da etken olması nedeni ile çok geç bir yaşta evlilik yapar. Bu ana kıza bakma sorumluluğunu alan tanıyanların “Rıfat baba” dedikleri melek kalpli insan eniştem hayatlarına dokunur ve anneannemi annesi gibi seven oğul teyzeme iyi bir eşolur.
Kader bu ya tam mutlu bir hayata başlamışlarken acı bir doğum olayını yaşarlar. Dokuz ay heyecanla, özlemle beklenen oğullarını doğumdan birkaç saat sonra kaybederler. Küçük gelirli “ bir emekçi aile ” olmalarına rağmen anneannemin bakım giderleri de onların üzerindendir. Oysa anneannemin ikisi erkek üçü kız olmak üzere beş çocuğu olmasına rağmen anneye bakma görevinde yer alması gereken erkek evlatlar karılarını, teyzem dışında diğer kız evlatlarda da eşlerinin sürekli tayinini mazeret olarak gösterirler. Seyahat etme zorluğu olan anneannemin sağlık durumu da bu mazeretlere “ kalkan “ olur.
Yıllar boyunca bu iki güzel yürekli insan, anneye bakma görevini yüksünmeden yerine getirirler. Üstelik sadece Anneye bakmakla kalmazlar En küçük çocuğu olan ve beş yaşında yetim kalan anneme çok düşkün olan Anneannemin mutlu olması adına her yaz okulların tatili süresi boyunca Annem ve biz üç çocuğunu da aylarca evlerinde misafir ederler. Bu nedenle ben ilkokuldan üniversite sonuna kadar her yıl en az dört ayımızı Teyzemlerde geçirdiğimizi bunu da son derece olağan bir yaşam sürecimiz olduğunu kanıksadığımızı söyleyebilirim. Bu birliktelik sonucu bizlerde Teyze ve eniştemizi sıradan birer akraba değil gerçek anne ve babaya yakın insanlar olarak kabul ederek büyüdük. Diğer dayı ve teyzelere nadiren, oda lütuf edip kabul ederlerse gidebilirken Teyzemin evinde kendi evimizden daha rahat ve özgür yaşayarak büyüdük. Tabi öbür yandan da bu yakın birliktelikler Teyzem ve eniştemin de bizleri kendi çocukları gibi görmesini sağladı. Biz üç kardeşi ayni seviyede severler miydi? diye soracak olursanız. Yanıtım “ Evrende ne yazık hiçbir şeyin milimetrik eşitliğe tabi olmadığını ve olmamasının da bir yerde doğal olduğunu söyleyebilirim. Biz üç kardeşi çok seven Teyzem kendi ifadesi etmemiş olsa bile hem ilk olması hem de kız çocuklarına çok daha fazla ilgi duyması nedeni ile ablama bir başka düşkündü. Ama bu düşkünlüğünü asla abartmaz beni ve kardeşimi de çok sevdiğini her fırsatta ispat etmeye çalışırdı.
Yıllar geldi geçti. Biz ablamla üniversite sınavlarına girdik ben Ankara’da o ise İstanbul’da üniversiteyi kazandı. Bu hem onun için hemde teyzemler için büyük fırsattı. Ablam artık yılda dört ay değil dolu dolu dört yıl onlarla yaşayacaktı. Ablamda İstanbul gibi büyük bir metropol olan bu şehirde üstelik her gün onlarca gencin sağ sol çatışmaları ile öldüğü zamanlarda sıcak bir ev ortamında okuyacak olması nedeni ile çok şanslıydı. Nitekim öyle de oldu ve ablam üniversiteyi bitirene kadar onlarla yaşadı.
Sanırım o tarihlerde bir gün bizimkiler bana “Teyzenizin bir isteği var. Ablanı evlatlık almak istiyormuş. Sebebi de sahip olduğu tek mal varlığı olan Kadıköy’deki apartman katının ileride ona kalmasını temin etmekmiş. Aksi takdirde ilerde miras olarak kaldığında teyzenin 11 eniştenin 9 yeğeni olmak üzere toplam 20 kişi arasında bölüşülmesi ile mirasçılara çok cüzi bir maddi kaynak olacak. Oysa bu 2+1 odalık dairenin gelirinin bir tek ablana kalması durumunda şayet çalışma olanağı bulamazsa ona bir güvence olabilsin istiyormuş” dediler. Bende “ Elbette bu çok mantıklı bir düşünce, benim aksine söyleyeceğim ne bir düşüncem nede haddim olur. Ben zaten onları çok sevsem bile evlatlık olup soyadımın değişmesini asla istemem, ablamın nasılsa evlenince soyadı yine değişecek ona sorun olmaz ” dedim. Benim de olumlu kararımı öğrenen teyzemler daha huzurlu bir şekilde hemen işlemleri başlatarak ablamı evlat edindiler. Ancak bu olay sessiz ve sakin kalamadı. Teyzem ve eniştemin akraba ilişkilerinde atom bombası tesiri yarattı. Tepki gösterenler göre bu haksız adaletsiz işlem neden? Niçin? Yapıldı sorusuna sürekli yanıt aradılar. Zaten arada sırada akıllarına geldikçe yılda bir bazen birkaç yılda bir aradıkları ziyaret hiç akıllarına gelmedi. Bu hadise ile teyzemi bir anda düşman ilan edip, “ hiç aramama ” şeklinde ambargoya tabi tuttular. Bu tepkiler teyzemin yaşantısında çok bir şey değiştirmedi. Zaten onlarla çok sıkı diyalogları olmadığından gösterdikleri tepki şekli olan “aramama”, ”sormama” protestoları teyzemin cephesinde çok yerini bulmadı. Ama başta rahmetli annem, ben ve erkek kardeşim hiçbir taksiratımız olmamasına rağmen haksız tepkilerden payımızı fazlasıyla aldık. Bizlere, sanki Teyzemizi bu işlemi yapması için ikna etmiş veya baskı altında tutmuşuz gibi garip davranışlar sergilediler. Ben kendi adıma savunmamı yaparken “ Yahu benim bundan kazancım nedir? Bana tepkiniz evlat edinilen kişinin sırf benim ablam olmasından dolayı mı? Bu yanlış ve haksız bir yargılama değil mi? dememe rağmen yıllar yılı onların hışmından tepkisinden hatta gizli nefretlerinden payımı yeterince aldım. Bu olay diğer akrabalarla bizim ve benim ilişkilerimin çok zayıflamasına hatta kopmasına sebep oldu. İnsanı sırf insan olduğu için seven, değerli gören ve herkes kalbini açan ben, ne yazık geçmişte çok önemsediğim akrabalık ilişkilerinde ilgim ve menfaatim olmayan bir olaydan dolayı onlar tarafından yıllarca suçlanmama sebep oldu.
Haksızlığa sebep olan maddi kaynak ise 2+1 ölçeğinde bugünkü değerle en fazla 300 bin TL değerine sahip 50 yıllık bir dairenin 20 paya bölünmeye sokulmayıp benin mensubu olduğum çekirdek ailenin bir üyesi olan ablama tek varis olarak verilmesiydi.
Hayat olağan akışına devam ederken söz konusu akraba topluluğunun içinde herkesin başına gelebilecek türden acı olaylar da yaşandı. Zamansız kayıplar yani beklenmeyen ölümler bile bu miras dağılımından dolayı oluşan hiddet ve nefreti yok etmedi. Dünya malı çok tatlıydı. Bazı olaylar ders niteliğinde olsa bile anlayamayanlar için “sivrisinek saz” durumundaydı.
İşte benim yaşadığım ibretlik olay tam bunu ortaya koymaktadır.
Ablamın evlatlık alınması ileteyzemin mirasının varislere eşit paylaşımından mahrum kalanların içinde en büyük tepkiyi Avukat olan yeğenlerimden biri gösterdi. Yaş olarak yeğenler içinde en büyükler arasında yer alan bu ablamız hem statüsü hem mal varlığı ile belki de Türkiye ölçeğinde üst sıralarda yer alır. Miras nedeni ile zayıflayan ilişkilerimiz, kopan diyalogumuz cenazeden cenazeye karşılaşma şeklinde kalmaktaydı. Ancak ortam ne olursa olsun beni gördüğü her fırsatta en az benimde bu işten nemalanmışımcasına hiddetini, tepkisini nefretini göstermekten kaçınmadı.
Hatta öyle ki hastanede ağır durumda yatan babası olan eniştemi ziyarete gittiğimde ve o ortamın ağırlığına rağmen beni yalnız yakaladığı bir köşede konuya olan tepkisini yine yağmur gibi yağdırdı. Babasının ölüm döşeğinde bile üç kuruşluk mirasa ait kızgınlığını dile getirmesine hem çok şaşırmış hem çok kırılmıştım. Yapacak bir şey yoktu.
Yine yıllar yılları kovaladı ve çok sevdiğimiz küçük teyzemin eşi eniştemiz hakkın rahmetine kavuştu. Yalnız kalan küçük teyzeme biz yani Annem babam mirasçı ablam ve ben sahip çıktık. Özellikle ben çok sevdiğim teyzeme asla yalnız olduğunu hissettirmemek adına elinden geleni yaptım ve ruhunu teslim ettiği son anına kadar hep yanında oldum. Onunla ilgilenmem onun sevip sevmemem bana miras bırakıp bırakmaması olamazdı. Zaten ruh yapım böyle düşünmeme müsaade etmezdi.
Aradan yıllar geçti. Annem felç oldu ve felçli olarak yattığı dört sene boyunca bir gün ne söz konusu Avukat yeğeni nede diğer yeğenler ziyaret etmediler. Annemin suçu da kızının evlat edinilip mirasa konmasıydı. Ne yazık annemi de kaybettik. Böylece miras bırakan ile onun tüm kardeşleri hayattan göçmüş geriye sadece mirasçı olma fırsatını kaçıran 19 kişi ile mirasa konan ablam kalmıştı. Büyükler göçünce zaten zayıflayan ilişkiler daha da zayıflamaya devam etti.
Bu Avukat teyzekızımla ortak paydamız ikimizin de Kıbrıs’ta ikinci evlerimizin olması ve evlerimizin birbirine çok yakın olmasıydı ancak yıllardır görüşmüyorduk. Evlerimiz çok yakın dediysem yine de aralarında mesafe olarak en az yaklaşık bir kilometre ve yüzlerce ev ve sitenin bulunduğu bir ortam olduğunu açıklamak isterim. Bu arada ikimizin de Kıbrıs’ta sürekli yaşamadığını onun asıl ikametgahının Ankara benimkinin ise İstanbul olduğunu ilave etmeliyim. Yıllar boyunca benim veya onun Kıbrıs’a ne zaman gelip gittiğinden veya orada olup olmadığımızdan ikimizde bihaberdik. Bunları neden yazdığımı birazdan yerine koyacaksınız.
Şimdi ibretlik olaya giriyorum. Bir vesile ile bir yaz günü Kıbrıs’a gitmiştim. Böyle arada gidilince de uğranacak, ziyaret edilecek çokça dost meclisi olduğundan yine programım yüklüydü. Bu gelişimin ilk gecesi olduğundan bir yemeğe davetliydim. Saat 21.00 de olmam gereken davetten en erken 23.00-24.00 sularında ayrılabilecekken nedense canım yemeğe gitmek istemedi. Sanırım İstanbul’dan çok erken kalkan uçağım nedeniyle yeterince uykumu alamamam, yol yorgunluğu ve iklim değişikliği ile kendimi yorgun hissetmiş olmam etken oldu. Çarşıdaki işimi bitince yemek daveti yerine evime gitmeye karar verdim. Dolmuştan inip evimin istikametine doğru yürümeye başlamıştım. Sanırım saat 21.00 sularıydı. Bir süre sonra evime yaklaştığım mesafede kaldırımda sırtını duvara dayamış yerde oturan bir kadının, yola doğru uzatmış olduğu bacaklarını görünce ilk etapta “ Yahu hava ne kadar sıcak, insanlar kendilerini serinletmek için dışarı atmışlar ve taşlarda oturuyorlar” diye düşünürken alışveriş yapılmış dolu poşetlerin rastgele yerlere dağılmış olduğunu poşetlerin içinden bazı meyvelerin kaldırıma yayılmış olduğunu gördüm. Kafamı bu kadının yüzüne doğru kaldırınca oturan kadının yazımda bahsettiğim Avukat teyze kızımın olduğunu görmem ile şoke oldum. Ona ismi ile seslenerek sarıldım gözleri kaymıştı, zor nefes alıyordu. “ Sana ne oldu böyle. İyi misin? sorun ne? dedim. Ancak bilinci kısmen gitmişti. Zorla gözünü açıp bana dikkatli baktı. Bende tanımasına yardımcı olmak için “ Abla benim. Ben Serdar. Merak etme. Şimdi ambulans çağırıyorum” dedim ve sağa sola bağırmaya başladım. “ İmdat… yardım edin.” O sırada panikle Kıbrıs’ta Ambulans nasıl çağrılır? Telefon numarası nedir? aklıma gelmedi. Allahtan bağrışlarım üzerine evlerden çıkıp koşarak yanımıza birileri geldi. Onlar ambulansa telefon ettiler. Oluşan sesler üzerine çevre evlerden insanlar çıkarak etrafımızda toplanmaya başladı. Ortalık oldukça kalabalık bir hal aldı. Nihayet ambulans gelirken görevli birkaç kişi ile birlikte bende onu kaldırmaya yardım ettim. Sedyeye koyduklarında yanağını okşayarak “Korkma. Her şey yoluna girecek” dedikten sonra kalabalığın içinden süzülerek çekildim. Oradan biraz uzaklaşmama rağmen endişemden ve merakımdan ileride bir yerde durup ne olacağını son ana kadar seyretmeye devam ettim. O sırada onun yeğeni Sevil’in de bir şekilde durumu öğrenip yardıma koşup gelenler arasında olduğunu gördüm. Ambulans hastaneye giderken bende oradan tamamen ayrılmış olmama rağmen uzaktan oraya sabit kalmış şekilde bakıyordum. Hala bu olayın şoku üzerimdeydi ve kendi kendime “bu nasıl bir tesadüf “, “yok bu kader denilen şey” “evet evet bu bir mucize” diye düşünmekten kendimi alamıyordum.
Bu olsa olsa bir filmdi ve başrollerin de miras nedeniyle haksızlığa uğrayan ben ve uğratanların sembolü yeğenim oynuyorduk. Filmin konusu ne olursa olsun teyze kızına “Hızır” gibi yetişen olmanın getirdiği mutluluk ve gururla evime doğru yürümeye devam ettim.
Aradan saatler geçti. Çok yorgundum yatağıma uzandım. Göz kapaklarımda tonlarca ağırlık olmasına rağmen beynimin içinde gürültüyle çalışan bir sinema makinesi birbiriyle kıyasıya çatışıyordu Makine ısrarla yolda başlayan filmi durdurmaksızın bir ileri bir geri sarıp oynatıyor böylece filmin sahnelerinde bana çocukluğumu, küçük teyzemi, Eniştemi, Annemi, miras yüzünden yapılan haksızlıkları, suçlamaları tartışmaları, ölümleri, cenazeleri gösteriyordu.
Ter içinde kalarak sanırım sızmışım. Tam bu sırada cep telefonum acı acı çalmaya başladı. Ekrana baktığımda arayanın son anda Ambulansın yanına gelen onun kız kardeşinin kızı Sevilin aramakta olduğunu gördüm. Yanımdaki bardaktan bir yudum su alarak telefonu açtığımda bana “ Serdar abi rahatsız ettim. Sana bir şey soracağım.? Teyzemi birkaç saat önce hastaneye kaldırdık.” “ Eee nasıl sağlığı” dedim.
“Şuan hala hastanedeyiz. Daha iyice. Sanırım bir kalp spazmı geçirmiş, ayrıca alması gereken ilaçlarını da almadığından elinde de ağır yüklerle yokuşu tırmanması ile fenalaşmış. Seni arama nedenimde bu. Bende sana bununla ilgili soracaktım. Teyzem kendine gelince “Serdar nerede?” dedi. “Bende Teyze ne Serdarı?, hangi Serdar ? dedim.” “Oda “teyze oğlum Serdar” diye yanıtladı. Ona “ Teyzecim Serdar abi İstanbul’da burada değil.” dememe rağmen “Hayır. Beni ilk Serdar buldu. Eminim o Serdar’dı hatta bana merak etme ambulans çağırtacağım” dedi sonra sedyede “korkma her şey yoluna girecek” dedi. “Serdar abi. Teyzem doğru mu söylüyor? yoksa hayal mi görüyor ? şaşırdım o nedenle seni aradım” dedi.
“Sevil kardeşim Teyzenin söyledikleri doğru. Evet. Onu ilk bulan, yardım isteyen ve ambulansa taşıyan benim” dedim. “Ay İnanmıyorum. Bu bir mucize” dedi. “Abi peki ben seni niye görmedim” dedi. “Ben görevimi yapıp geriye çekilip ayrıldım ama senin telaşla geldiğini gördüm.” dedim. Sevil bu açıklamama çok şaşırmıştı. Onu daha da şaşırtmalıydım “Sevil Bak şimdi sana fotoğraf atıyorum” dedim. Teyze kızımın yerdeyken halini görüntülediğim fotolarından birini attım. Belki o haleti ruhiye de foto çekmek aklıma gelmemeliydi. Belki de doğru değildi ama Ne yalan söyleyeyim bu hadisenin bir “ takdiri ilahi” olduğunu daha o an hissettim ve milyonda bir olacak bu hadiseyi biri bana anlatılsa inanmayabileceğim için olayı belgelemek istedim. Nitekim gün geldi işte bir yazıya konu oldu Üstelik ibret alınması gerektiğine dair bir konuyu oluşturdu.
İbret almak istemeyen ısrarla dirense de aklıselim bir kafa şöyle düşünür se sanırım gereken sonucu çıkarır.
Her ikisinin başka şehirlerde yaşamasına karşın ve birbirlerinden yıllardır haber almamalarına rağmen ayni anda Kıbrıs’ta ayni caddede olup olmadıklarını bile bilmeyen, farklı günlük programlara sahip bu iki kişiden biri o günkü programını değiştirmese yine karşılaşma şansı olmayacakken, yemek programını iptal edip eve giden bunlardan birinin üzerinde binlerce insanın yaşadığı bir semtin bir caddesinde üstelik henüz saat 21.00 gibi bir yaz gecesi geç olmamasına rağmen caddede başkaca hiç kimsenin olmadığı bir sırada o caddede yürüyor olması diğerinin ise fenalaşmış yoldan geçecek birinin yardımına muhtaç bekliyor olması nasıl açıklanabilir?
Kaldı ki yardıma muhtaç olanın evine doğru yürüyenin öz teyze kızı olması ve onu görüp kurtarmak adına yardım eden ilk kişi olması üstelik bunlardan birinin diğerine nemalanmadığı ilgisi olmayan bir miras yüzünden ilişkisini koparması sıradan bir hadise olarak değerlendirilebilir mi? Bunun yorumunu sizlere bırakıyorum.
Serdar TAŞTANOĞLU
17.01.2021
Yazarın Diğer Makaleleri
- 21 Haziran 2024 CAIRO CONCERT AND TRAVEL NOTES
- 18 Temmuz 2023 MASAL DİYARI JEİTA BEYRUT ANILARIM
- 29 Mayis 2023 HÜLYA, BOĞA KUYRUĞU KEBABI VE DON KİŞOT-2
- 02 Mayis 2023 İSTANBUL ANILARIM IV
- 02 Mayis 2023 İSTANBUL ANILARIM III
- 19 Eylul 2016 BİR HASTAYI KURTARDINIZ
- 05 Ekim 2022 BİR KURABİYENİN PEŞİNDEN
- 05 Agustos 2022 KIBRISLIM, AŞKIM (Ömer Lütfi Taştanoğlu Anısına)
- 07 Mayis 2022 CANIM ANNEME VEDA
- 13 Ekim 2021 İNGİLTERE ANILARIM 1
- 20 Mayis 2021 AZERBAYCAN ANILARIM 4 BAKÜDE SON GÜNLER
- 10 Mayis 2021 AZERBAYCAN ANILARIM 3 TARİHİ TÜRK ŞEHRİ ŞEKİ
- 16 Nisan 2021 BİZİMKİ BİR AŞK HİKAYESİ
- 18 Mart 2021 AZERBAYCAN ANILARIM II BAKÜ
- 08 Mart 2021 AZERBAYCAN ANILARIM I
- 17 Ocak 2021 HIZIR
- 03 Agustos 2020 AHMET, FRANSIZ GUYANASI VE KİBİR
- 12 Temmuz 2020 KEMER
- 03 Temmuz 2020 KORKU ,ÖZÜR, SELAM
- 28 Haziran 2020 SİYAH KOT
- 13 Haziran 2020 SARI, KOCA GÖBEK, SARIEFE VE PUDİNG
- 05 Haziran 2020 NEFES ALAMIYORUM I CANT BREATHE
- 04 Haziran 2020 ÇEVRE BIKMADAN USANMADAN DÖVDÜK ONU HEM DE EVİRE, ÇEVİRE
- 31 Mayis 2020 BU GÜN BENİM DOĞUM GÜNÜM
- 18 Mayis 2020 18 MAYIS KIRIM SÜRGÜNÜ ANISINA
- 16 Mayis 2020 TANRININ TÜRK MİLLETİNE LÜTFU
- 20 Nisan 2020 KOMPOZİT
- 27 Mart 2020 SICAK LAHMACUNLAR
- 12 Aralik 2015 Şefkati дядя (русская версия)
- 27 Aralik 2016 OUR PASCAL
- 06 Subat 2019 PRİZREN KAHRAMANLARI II
- 30 Ocak 2019 PRİZREN'İN KAHRAMANLARI I
- 27 Agustos 2018 HOŞGELDİN BABACIĞIM II
- 14 Temmuz 2018 HOŞGELDİN BABACIĞIM I
- 14 Mayis 2018 İSTANBUL ANILARIM IV
- 13 Nisan 2018 İSTANBUL ANILARIM III
- 09 Ocak 2018 İSTANBUL ANILARIM II
- 02 Aralik 2017 İSTANBUL ANILARIM I
- 26 Agustos 2017 CAN ÇEKİŞEN ADA ATLARI...
- 21 Agustos 2017 DESPİNA, EVDOKSİYA, ANASTASYA, KATRİN, MARİ,BAJRAKLI CAMİJE
- 04 Agustos 2017 KAPTAN MR. DİK
- 20 Temmuz 2017 HVALA SARAYBOSNA
- 06 Mart 2017 HÜLYA, BOĞA KUYRUĞU KEBABI VE DONKİŞOT 1
- 20 Aralik 2016 ŞİŞLİLİ TALİN'DEN … TALİNDEKİ MARİKA'YA
- 28 Kasim 2016 PERSONEL ÇALIŞTIRMAYAN GÖZDE OTEL
- 21 Ekim 2016 KRALİÇE'NİN BALIĞI-2
- 14 Ekim 2016 KRALİÇENİN BALIĞI
- 19 Eylul 2016 BİR HASTAYI KURTARDINIZ
- 05 Eylul 2016 MEZARLIKTA HATIRA FOTOĞRAFI
- 20 Agustos 2016 EVİMİZ MÜSAİT BURADA KALIN.
- 06 Agustos 2016 BİSİKLETLİ MİLLİ EĞİTİM BAKANI VE SARHOŞ GEYİKLER
- 15 Temmuz 2016 ALEPPOLU İSMAİL
- 27 Haziran 2016 BURADA KALSANIZ OLMAZ MI ?
- 30 Mayis 2016 OTOBÜSTEN AŞAĞI İNSİN...!
- 30 Nisan 2016 MR BENTHEİM VE SAADET ABLA
- 02 Nisan 2016 MASAL DİYARI JEITA
- 13 Mart 2016 CANIM ANNEME VEDA....
- 05 Mart 2016 DUBLİN'DE YANIK SESLİ KIZIMIZ ASLI STOKES
- 15 Subat 2016 EFE, VENEDİK-TRİESTE-RİJEKA-ZAGREP
- 27 Ocak 2016 MR FESSBENDER
- 22 Ocak 2016 ÖN YARGI
- 12 Ocak 2016 VANLI GÜZEL KARDELEN
- 03 Ocak 2016 ZEYTİNBURNULU AUDREY ALANYALI PHİLİP
- 27 Aralik 2015 BİZİM PASCAL
- 17 Aralik 2015 RESİM ÖĞRETMENİM
- 12 Aralik 2015 ŞEFKATİ AMCA
- 05 Mart 2016 MUSIKİ DERNEKLERİNİN SORUNLARI 1
58 Yorum
Ayla
17 Ocak 2021Esin Tütüncü
17 Ocak 2021Halit Çalışkan
17 Ocak 2021Cengiz Cengiz
17 Ocak 2021Suna Gülgüden
17 Ocak 2021Füsun Özalp
17 Ocak 2021Yeşim Bülbül
17 Ocak 2021Kısmet Cebioğle
17 Ocak 2021Hayriye Edalı T
17 Ocak 2021Adnan Zamburkan
17 Ocak 2021Hayat Baysaling
17 Ocak 2021Sevgi Sualp
17 Ocak 2021Ümran özbey
17 Ocak 2021Veysel Özyurt
17 Ocak 2021Osman Ünal
18 Ocak 2021Selçuk Alagöz
18 Ocak 2021Selma saylam
18 Ocak 2021Semra Türel
18 Ocak 2021Neşet Kılçarsla
18 Ocak 2021Selma Sarıöz
18 Ocak 2021Erol Selçuk
18 Ocak 2021İsmet AKKOÇ
18 Ocak 2021Filiz İlemler
18 Ocak 2021Bekir Garip
18 Ocak 2021Ali Suudi Kayık
18 Ocak 2021Nurdan Erakıncı
18 Ocak 2021Yüksel
18 Ocak 2021Necla Sakarya
18 Ocak 2021Gülten Şanlıer
18 Ocak 2021Kadriye Baysa
18 Ocak 2021Zeynep Nesligül
18 Ocak 2021Hafize Erol
19 Ocak 2021Şefika Nalan YI
19 Ocak 2021Nesibe Müsevito
19 Ocak 2021Havva BAŞ
19 Ocak 2021Necla SELÇUK
19 Ocak 2021Filiz Alkan
19 Ocak 2021Ümit avcı
19 Ocak 2021Ali Erkan
19 Ocak 2021Mualla SARIKAYA
19 Ocak 2021Yusuf Aydan Mut
19 Ocak 2021Nilgün Altuner
21 Ocak 2021ERTUĞRUL ÖZBAĞ
21 Ocak 2021NECLA TAŞ
23 Ocak 2021Suavi Oktay
23 Ocak 2021Ahmet Türkoğlu
24 Ocak 2021Erdal Yenişen
24 Ocak 2021Güner Kruezi
24 Ocak 2021Hikmet Yenişen
24 Ocak 2021Gülten Çetin Ay
24 Ocak 2021Numan Gülşah
24 Ocak 2021Nilgün Altuner
24 Ocak 2021Tülin Anadol
24 Ocak 2021Türkan Karan
25 Ocak 2021Birgül Çetin
08 Subat 2021Gulzerrin Elgül
12 Subat 2021Ümit Kuşbakan
13 Subat 2021Şefika
27 Subat 2021